| Korumacılık heyulası yükselişte. Korumacılık her zaman tehlikeli ve akılsızca bir yol olmakla birlikte, tüm dünya ekonomisine zarar verme tehlikesinin olduğu ekonomik kriz dönemlerinde daha da tehlikelidir. Korumacılığın özgün vaadi, hükümetin ulusal üreticilere tekel gücü bahşetmesi halinde milli refahın artacağı şeklindedir. Yüzyılların iktisadi düşüncesi, tarihsel tecrübesi ve ampirik çalışmalarının defalarca gösterdiği üzere, bu kabul kesinlikle yanlıştır. Korumacılık refah değil, yoksulluk yaratır. Korumacılık, ihracata yönelik endüstrilere ve mallarını üretmek için ithalata dayanan endüstrilere zarar vermesi nedeniyle, ulusal istihdamı ve endüstrileri dahi ‘korumamaktadır.’ Ulusal çelik şirketlerini ‘koruyarak’ çelik fiyatlarını yükseltmenin sonucu, sadece, araba ve çelik ile üretilen diğer pek çok ürünün maliyetini yükseltmektir. Korumacılık kendi ayağına kurşun sıkmaktır.
Bununla birlikte, korumacalığın zenginliği yok etmesi onun en kötü sonucu değildir. Korumacılık barışı da yokeder. Bu, tüm iyi niyetli insanların, tüm medeniyet dostlarının, cehalet üzerinde yükselen ve korumacılık ile uygulamaya konan çatışmacı bir ideoloji olarak ekonomik milliyetçiliğe karşı kararlılıkla sesini yükseltmesi için yeterli bir nedendir.
İki yüz elli yıl önce, Montesquieu, “Barış ticaretin doğal sonucudur. Birbirinden farklı iki ulus karşılıklı olarak bağımlı hale gelir; birinin satın almakta, diğerinin de satmakta çıkarı vardır; böylece bu iki ulusun birliği onların karşılıklı ihtiyaçları üzerinde temellenir” demiştir.
Ticaretin en değerli ürünü barıştır. Kısmen, ticaret farklı halkları, ortak bir ticaret kültürüyle birleştirerek barışı geliştirir. Bu ortak kültür, başkalarının lisanlarını, toplumsal normlarını, kanunlarını, beklentilerini, isteklerini ve yeteneklerini gün be gün öğrendiğimiz bir süreçtir.
Ticaret, halkları karşılıklı olarak fayda sağlayan işbirliği bağları kurmaya teşvik ederek barışı geliştirir. Ticaret İstanbul ve Ankara’nın, Boston ve Seattle’ın, Kalküta ve Mumbai’nin ekonomik çıkarlarını çakıştırdığı gibi, İstanbul ve Seul’ün, Boston ve Berlin’in, Kalküta ve Kopenhag’ın da ekonomik çıkarlarını çakıştırır. Ticaret, birbiriyle karşılıklı alış veriş yapan tüm ulusların çıkarlarını çakıştırır.
Çok sayıda güçlü ampirik araştırma, ticaretin barışı geliştirdiği yönündeki önermeyi desteklemektedir. Bu kavrayışın gözardı edildiği zaman ne olabileceğinin belki de en trajik örneği İkinci Dünya Savaşı’dır. 1929 ve 1932 yılları arasında, büyük oranda Amerika’nın 1930 tarihli Smoot-Hawley tarifesi ve diğer ulusların buna yönelik misillemeleri neticesinde, uluslararası ticaret % 70 oranında küçülmüştür. Ekonomist Martin Wolf’a gore, “ticaretteki bu çöküş, en çok Almanya ve Japonya’da olmak üzere, otarşi ve Lebensraum arayışına büyük bir ivme kazandırmıştır.” İnsanlık tarihinin en dehşet verici ve ölümcül savaşları kısa zaman sonra patlak vermiştir.
Ticaret, savaşları azaltarak yaşamları kurtarır.
Ticaret, aynı zamanda, refahı yükseltip, gittikçe daha fazla sayıda insana ulaştırarak yaşamları kurtarır. Daha özgür ticaretin refahı arttırdığına ilişkin kanıt şüpheye yer bırakmayacak güçtedir. Refah, sıradan erkek ve kadınların daha uzun ve sağlıklı yaşamlar sürmesini mümkün kılar.
Küresel ekonomi ile bütünleşmiş insanlar, daha huzurlu bir şekilde sürülen daha uzun ve daha sağlıklı yaşamlar sayesinde, kendilerine serbest ticaret aracılığıyla sunulan geniş kültürel tecrübeler yelpazesinin keyfini sürebilmek için daha fazla zamana sahip olmaktadır. Kültür, dünyanın dört bir yanından yapılan katkılarla zenginleşmektedir. Bu katkı, mallar ve fikirlerin serbest ticareti ile mümkün olmaktadır.
Hiç şüphe yok ki, serbest ticaret maddi refahı arttırır. Fakat onun en değerli armağanı para ile kolayca ölçülmez. Bu en değerli armağan, daha özgür, daha dolu ve savaşın vahşeti tarafından yıkıma uğraması çok daha az muhtemel olan yaşamlardır.
Bu çerçevede, aşağıda adları yazılı olan bizler, basiretsiz ve açgözlü kimselerin ticaretin önüne engeller koyulması doğrultusundaki çağrılarına karşı tüm ulusların hükümetlerinin direnmesi talebiyle biraraya geliyoruz. Buna ilaveten, hükümetleri serbest ticaretin önündeki mevcut engelleri ortadan kaldırmaya çağırıyoruz. Tüm hükümetlere şöyle sesleniyoruz: Vatandaşlarınızın sadece sizin kendi tarlalarınızın, fabrikalarınızın ve zekanızın meyvelerinin değil fakat tüm dünyanınkilerin tadını çıkarmasına müsaade edin. Böyle yapmanın ödülü, daha fazla refah, daha zengin yaşamlar ve barışın lütuflarının elde edilmesi olacaktır.
Çeviren: Dr. Bican Şahin
İmza atarak destek vermek ve İngilizce orijinal metne ulaşabilmek için lütfen aşağıdaki adrese gidiniz: http://atlasnetwork.org/tradepetition/ |