Liberal
Medeniyetizmden İnsani Medeniyete, Bilal Sambur

Medeniyetizmden İnsani Medeniyete, Bilal Sambur

Günümüzde medeniyet üzerinde en çok konuşulan kavramların başında gelmektedir. Medeniyet kavramı küresel düzeyde kişiler, uluslar ve devletler arası ilişkileri etkileyen en önemli değerlerden biridir. Ancak yapılan tartışmalardan medeniyetin yeniden dönüşü olarak bahsedebileceğimiz insani bir atılımdan söz edemiyoruz. Medeniyet kavramı etrafında yüzlerce yıllık önyargıların, klişelerin, çatışmaların ve düşmanlıkların yeniden formüle edilmesiyle yüz yüze bulunuyoruz. Medeniyet hakkında konuşmuyoruz, medeniyet maskesi altında daha çok karanlık bilinçaltımızı tezahür ettiriyoruz. Medeniyet adı altında medeniyet karşıtı bir yaklaşımın ortaya konması insanlığın sahici olarak medeniyet üzerinde tefekkür etmediğini göstermektedir.

Medeniyet kavramı ve olgusu üzerinde düşünmek, konuşmak ve tartışmak çok değerli bir çaba ve aktivitedir. Ancak günümüzde medeniyet hakkında konuşmak insanın bizzat kendisi hakkında konuşmak olduğu gerçeği unutulmuştur. Medeniyetin kökeni ve tarihi konusuna olan odaklaşma, medeniyet ve insan arasındaki ilişkinin koparıldığını yansıtmaktadır. Medeniyet, daha çok yüzeysel ideolojik ve özcü söylemlere meşruluk ve çekicilik kazandıran bir maskeye dönüştürülmüştür. Sadece insan hakkında yapılacak sahici bir konuşma, medeniyet hakkında olmayı hak etmektedir.

İdeolojilerin ve inançların sorgulandığı, temellerinin sarsıldığı günümüzde herhangi bir dinin veya ideolojinin tek başına yeterlilik iddiasında bulunarak kendisini insana dayatması mümkündür, ancak böyle bir tutumun çok ciddi bir karşılık görmesi çok zordur. İnanç ve ideolojilerin kendilerini insana dayatmak için medeniyetle kendilerini özdeşleştirmeye çabalarına şahitlik ediyoruz. Medeniyet, hiçbir inanç ve ideolojiyle sınırlanacak bir konu değildir. Medeniyet, dinler ve ideolojiler hakkında değil, insan hakkındadır. İnsanın merkezinde olmadığı bir medeniyet konuşması, ruhu çıkarılmış cansız bir beden gibidir.

Tarih boyunca insandan arındırılmış yapay medeniyet projeleriyle hep yüz yüze kalınmıştır. Medeniyet adına kutsallar ve tabular icat edilmiştir. Aslında medeniyet hiçbir şekilde kutsal değildir. Medeniyet tamamen insana ait olan bir alandır. Medeniyet insan faaliyetiyle oluşan bir yaşam alanıdır. Medeniyetin sahte kutsallıklarla donatılması medeniyetin insani faaliyet olmaktan çıkarılması demektir. Militanize ve militarize edilen medeniyet kavramının tamamen politik bir ideolojiye dönüşmüş olması büyük bir sapmadır. Kolektivizmle kuşatılan medeniyet kavramından insan dışlanmıştır. İdeoloji veya inanç medeniyetin bir parçası olabilir ancak tamamı olamaz. Medeniyetin başı, ortası ve sonu insandır, çünkü medeniyetin her şeyi bireydir.

Birey, temel aktör olarak medeniyet tecrübesinin her şeyinde vardır. Ancak insanı inkâr eden kolektivizm, sınıf, ırk, mezhep, ulus gibi hayali kimlikler icat etmiştir. Kolektivizmin kurguları, hayali olmalarına rağmen bireyi etkisizleştiren olağanüstü bir nüfuz gücüne sahiptirler. Kolektivizm, hiçbir şekilde medeniyet tecrübesini zenginleştirmemekte, bilakis medeniyeti yok etmekte ve tüketmektedir. Kolektivizmin en ileri biçimleri olan vahşi sosyalizmin ve nasyonalizmin yirminci yüzyılda ortaya çıkardığı yıkım bize şunu söylemektedir: Kolektivizm ve sosyalizm barbarlıktır. İnsana karşı olan her şey medeniyet değil, barbarlık ve emperyalizm üretmektedir. İnsanı maddi, manevi ve ahlaki olarak geliştirmeyen kolektivizm, gelişmeyi ve olgunlaşmayı değil çocuksuluğu ve primitifliği temsil etmektedir.

İdeal bir durumu ve ütopyayı tasvir etme anlamında medeniyet kavramı kullanılmasına rağmen, insanlık tecrübesinde ideal ve mükemmel medeniyet yoktur. İnsanlık tecrübesi eksiklikler, başarısızlıklar ve yetersizliklerle doludur. İnsan mükemmel olmadığı gibi tecrübesinin ürünü olan medeniyette mükemmel değildir. Bir medeniyet tecrübesinin içindeki eksiklikleri, başarısızlıkları ve yetersizlikleri görmezden gelmek, onu ideal tek bir model olarak insanlığa dayatmak medeniyet tekelciliği ve medeniyet fetişizmidir. Biz bu durumu ‘medeniyetizm” olarak ifade ediyoruz. Tekelcilik ve fetişizm medeniyeti patolojikleştirmektedir.

Medeniyet fetişizmi veya medeniyetizm kendisini en çok tarihin sonu gibi bir tezde ortaya koymaktadır. Batı medeniyetinin bütün insanlık için en ideal global medeniyet olduğunu ve bu medeniyetin ortaya koyduğu değerlerin insanlığın vardığı nihai aşama olduğu varsayımıyla tarihin sonunun geldiğini iddia etmek bir medeniyet fetişizmi ve medeniyetizm örneğidir. Aynı şekilde medeniyetler arası çatışma tezi de medeniyetizmin bir başka ürünüdür. Batı medeniyetinin tek, biricik ve üstün medeniyet olduğunu iddia eden çatışmacı medeniyet tezi –daha doğrusu çatışmacı barbarlık- diğer medeniyetlere mensup insanların yirmi birinci yüzyılda medeniyet bilinçlerinin ve kimliklerinin farkına varmasıyla biricik olan Batının varlığını tehdit edecekleri illüzyonunu kurumsallaştırarak medeniyet fetişizmini tehlikeli bir şekilde tezahür ettirmektedir. ‘Medeniyet’ ve ‘medeniyetizmin’ birbirinden ayrılması gerekmektedir.

Medeniyetizm, bir medeniyeti yüceltirken diğer insani tecrübeleri küçümsemekte ve dışlamaktadır. Başka bir ifade ile medeniyet fetişizmi, üstün ve biricik olarak görülen medeniyetin diğer medeniyet bölgelerinden öğrenecek hiçbir şeyi olmadığını ve aşağı görülen medeniyetlerin tek çıkar yolunun üstün olan medeniyete teslim olmak olduğunu ifade etmektedir. Medeniyet fetişizmi, medeniyet bölgelerini kapalı ve homojen olarak tasarlamaktadır. İletişim, etkileşim ve ilişki mümkün olduğunca ortadan kaldırılmaktadır. Örneğin çatışmacı medeniyet fetişizmine göre, “kanlı sınırları olan” İslam dünyasıyla Batı medeniyetinin ilişkide olması için hiçbir neden bulunmamaktadır, çünkü oradan Batıya tehditten başka bir şey gelmeyeceği öngörülmektedir. Medeniyetleri açık ve çoğulcu olmaktan çıkarıp kapalı ve tehdit haline getiren medeniyetizmdir.

Medeniyet, insan tecrübesinin bütüncül bir ürünü olmasına rağmen, medeniyet fetişizmi daha çok devletler tarafından sistematik ve kasıtlı olarak oluşturulan bir kurgudur. Bugün medeniyet, insan hakları, demokrasi ve özgürlük değerleriyle devletleri kontrol etmemektedir. Ancak devletler, medeniyete ait değerleri araçsallaştırarak kullanmakta ve medeniyeti tekellerine alabilmektedirler. Örneğin Batı medeniyetini kontrol eden güç, bugün Amerika Birleşik Devletleri’dir. Demokrasi, özgürlük ve terörle mücadele sloganlarını kullanarak Irak ve Afganistan’ı işgal eden ABD, yüz binlerce insanın yok olmasından sorumludur. Devletlerin medeniyeti kontrol etmesi, insanlık için büyük tehdittir. Medeniyet ve devletin birbirinden ayrılması gerekmektedir. Devletin, medeniyet kurmak gibi bir görevi yoktur. Devlet, medeniyet kuran aktör olmadığı gibi insan hayatındaki en önemli biricik kurum da değildir. Devleti tek aktör kurum olarak düşünmek medeniyet fikriyle bağdaşmamaktadır. Medeniyet düşüncesi, devletin insan hayatında var olan birçok kurumdan sadece biri olduğunu öngörmektedir.

Bir realite olarak medeniyet ve bir kavram olarak medeniyet arasında bugün yıkıcı ve olumsuz bir ilişki bulunmaktadır. Medeniyet kavramı politikacılar başta olmak üzere herkesin dilinde olmasına rağmen, medeniyet kavramının kullanımı medeniyeti bir realiteye dönüştürmeye katkıda bulunmamaktadır. Sürekli olarak verilen medeniyet vaazları medeniyeti geliştirmemekte medeniyeti yok etmektedir. Medeniyet vaazıyla medeniyetin yok edilmesi günümüzün trajik durumudur. Bir şeyi vazetmek aslında o şeyden vazgeçmek ve ondan uzaklaşmak anlamına gelmektedir. İnsanlık bugün medeniyet vaazına ihtiyaç duymamaktadır, insanlığın ihtiyaç duyduğu medeniyeti yok etmeyen insani yaşamın imkân ve koşullarının gerçekleştirilmesidir.

İnsani durumu anlatmak için kullandığımız anahtar niteliğindeki birçok kavram, bize bir olguyu anlamamıza yardım ettiği gibi, o olguyu daha karmaşık ve anlaşılmaz hale de getirebilmektedir. Benzer şekilde medeniyet kavramı, insan tecrübesinin derinliğini ve çeşitliliğini anlaşılmaz kılabilmektedir. İslam, Asya ve Batı medeniyetleri dediğimizde çoğu zaman medeniyet kavramına Müslümanların, Asyalıların ve Batılıların katı ve değişmez bir hayat yapısına sahip oldukları şeklinde özcü bir anlam yüklenebilmektedir. İnsan tecrübesine en yabancı olan şey homojenlik ve arılıktır. Çoğulculuk, farklılık ve ‘kirlenme’ insani tecrübenin en temel karakteristiğidir. Saf ve homojen bir medeniyet yoktur. Medeniyet kavramı, insani çeşitliliği ve kirlenmeyi yok saymamalıdır. Çeşitlilik anlamında kirlenme, negatif değil olumlu ve doğal bir durumdur. Medeniyette ‘arılık’ değil, ‘kirlenme’ güzeldir.

Medeniyetler arası diyalogun öneminin vurgulandığı günümüzde değişik medeniyetlere mensup insanlar arasında gerçekleşmesi arzulanan diyalogun önünde engel bir durum vardır. İnsanlığın medeniyet bölgelerinde ciddi bir psiko-sosyal kaos ve karışıklık bulunmaktadır. Batı medeniyetti bölgesinde kaydedilen sosyal, bilimsel, ekonomik ve teknolojik gelişmeler, diğer medeniyet bölgelerinde büyük bir özgüvensizlik ve çaresizliğe neden olmuştur. Bu medeniyet bölgeleri, içine girdikleri güven bunalımı ve kimlik krizinden çıkmak için Batıyı taklit etme seçeneğine sarılmışlardır. Batıyı taklit seçeneği krizden ve bunalımdan çıkışı sağlamadığı gibi, medeniyetler arasında diyalojik bir ilişkinin geliştirilmesinin önünde de engel oluşturmaktadır. Taklit, medeniyetlerin hem kendi içinde hem kendi aralarında sürdürülebilir bir ilişki biçimi değildir. Taklit yerine yaratıcılık diyebileceğimiz yeni bir ilişki modeline ihtiyaç vardır.

Hiçbir medeniyet, tarih boyunca değişmeyen değerlere veya çizgiye sahip olmamıştır. Örneğin insan hakları, bütün tarih boyunca Avrupa medeniyet bölgesinin değeri olmamıştır. Kolektivizm ve ataerkillik, Doğu medeniyetlerinde hep hâkim olmamıştır. Müslüman medeniyeti bütün tarihi boyunca geri kalmış, akıl ve bilimi reddeden bir medeniyet değildir. Tarihin değişik dönemlerinde her medeniyet birçok farklı şeyi bünyesinde barındırmıştır. Medeniyete relativizm ve evrenselcilik ikilemine sıkışarak bakılamaz. Medeniyetlerin tecrübelerine, durum ve tarihin gelişim aşamaları dikkate alınarak bakılmalıdır. Durumsal ve gelişimsel bir çerçeveden bakıldığında hiçbir değerin veya ilerlemenin tek bir medeniyetin tekelinde olmadığı görülecektir.

Medeniyet bölgelerinin birbirine düşmanca yaklaşması veya çatışmacı bir durumu benimsemesi, içinde bulunulan krizi örtmektedir. Diğer medeniyet bölgelerini kendisine düşman olarak gören çatışmacı anlayış, aslında kendi iç sorunlarını çözmedeki başarısızlığını örtmek için çatışmayı tek seçenek kabul etmektedir. Müslüman ve Batı medeniyet bölgeleri arasındaki çatışma söylemlerini bu bağlamda örnek olarak verebiliriz. Batı medeniyeti emperyalizm ve şiddeti organize etme problemini aşamadığı için Müslüman dünyayı kendisine düşman olarak kurgulamaktadır. Müslüman dünyada kendisinin insan hakları, kadın sorunları, bireysel özgürlükler, otoriteryanizm ve totaliteryanizm, sığ gelenekçilik gibi sorunları çözmediği için Batı karşıtı düşmanca tutum ve düşünceler ortaya koyabilmektedir. Geçmişin koruyucusu kimliğiyle mevcut duruma karşı çıkmak ve diğeriyle çatışmayı esas almak çözüm değildir.

İnsanların geçmişleri hikâyelerinde önemli bir yer tutar. Ancak hikâyenin sadece geçmişe dayandırılması sağlıklı değildir. İnsan sadece geçmişten ibaret değildir. İnsanı asıl insan yapan sahip olduğu gelecek perspektifidir. İnsan tecrübesinin ürünü olan medeniyet, sadece geçmişe ait olan bir konu değildir. Medeniyet, gelecek hakkındadır. Geçmişte kaydedilmiş büyük başarı ve ilerlemelerle övünmek günümüz insanının insani ve medeniyet ölçütü değildir. Geçmişi değil geleceği esas alan bir perspektif, hem insanı hem medeniyeti dinamik kılmaktadır.

Medeniyet kavramına, bugün insani problemlere sahici anlamda insani bir yaşam ortamı oluşturmanın çerçevesi olarak yaklaşılmamaktadır. Batıda egemen olan medeniyet anlayışı, sadece Batı medeniyetini çözümün yolu olarak görürken insanlığın diğer medeniyet çevrelerine sorun olarak bakmaktadır. Özellikle Müslüman dünyası medeniyet düşmanı olarak düşünülmektedir. İnsanlığa ait hiçbir medeniyet sorun değildir. Sorun bugün Batı medeniyetinin tek medeniyet olarak kendini dayatmasıdır. Başka bir ifade ile sorun medeniyet değil, medeniyetizmdir. Medeniyetin Batının tekelinden çıkarılarak, insanlık medeniyeti etrafında bütün insani kültürleri sorun ve problem olarak görmeyen, onları farklı tecrübeler ve çözüm perspektifleri olarak değerlendiren kapsayıcı bir yenilenme bugünün olmazsa olmazıdır.

Her toplumda birçok inanç kültür, din, dil, folklor, gelenek, kimlik ve değer bulunmaktadır. Medeniyet kavramı bir toplumun tecrübesinin üstünde olan bir durum değildir. Daha da önemlisi medeniyet bir toplumda yaşayan kültür, geleneğe ve inanca düşman değildir. Modern dönemin en büyük yanılgılarından birisi gelenek ile medeniyeti çatıştırmaktır. Toplumun geleneklerini, inançlarını ve kimliğini beğenmeyenlerin kendilerini bir medeniyet misyoneri konumunda görmesi çok tehlikeli bir durumdur. Medenileştirmenin totaliter bir toplum projesi olarak uygulanması, modern dönemin en tehlikeli kölelik yollarından birisidir.

İnsanlığın bugünkü durumu en hafif tabirle kriz olarak ifade edilmektedir. Mevcut durum intihar öncesi kriz ve açmaz durumuna benzemektedir. İnsanın krizi medeniyetin krizidir. Kendini tüketmeye yönelen insan, aynı zamanda medeniyeti de tüketecek bir sürecin içine girmiş bulunmaktadır. Modern dönemin en önemli kavramı ilerlemeydi. Ancak kişi günümüzde gerçek anlamda insan olmayı başarmadığı gibi medeni olmayı da başarmamıştır. İnsan, hem insan olmayı hem medeni olmayı gerçekleştirememiştir.

İnsan olmak, bireyin büyük ölçüde önyargılarından sıyrılıp hem kendisiyle hem diğer insanlarla daha insani ilişkiler kurmasına bağlıdır. Mevcut insanlık durumunda medeniyet, önyargılardan arınmayı ve ayrılmayı temsil eden bir durum değildir. Medeniyeti önyargılardan arındırmak yerine medeniyet önyargılarımız tarafından kuşatılmış durumdadır. Irk, din, dil, cinsiyet, kültür, sınıf ve coğrafya etrafında inşa edilen önyargılar medeniyet etiketiyle ambalajlanarak yeniden üretilmektedir. Medeniyetin önyargılardan arındırılması insanlığın önündeki en temel meydan okumadır.

İnsanlık medeniyetine en büyük tehdit emperyalizm ve kolektivizmdir. Emperyalizm geçmişe ait bir şey değil, günümüzde bütün dünyada yaşanan canlı bir realitedir. Ancak emperyalizm canlı bir realite olmasına rağmen bu olgu gündemden çıkarılmaya ve karartılmaya çalışılmaktadır. Emperyalizmin Afganistan ve Irak gibi dünyanın değişik ülkelerinde uyguladığı şiddet ve terörizm göz ardı edilmeye hatta emperyalizmin şiddeti ahlaki açıdan meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Emperyalizm, medeniyetin zıddı olan barbarlığın adıdır. Emperyalizmi üreten dinamik kolektivizmdir. İnsanı onur ve özgürlük sahibi olarak görmeyen, insanın üstünde ve ötesinde ulus, sınıf, din, mezhep gibi kurgular temelinde hayali entiteler icat eden kolektivizm, insanlığın azınlık bir grup insan tarafından sömürülmesine imkân sağlamaktadır. Medeniyet düşüncesi, en çok emperyalizmle ve kolektivizmle nasıl mücadele edileceğini kendisine esas soru almalıdır.

Emperyalizm ve kolektivizm, kullandığı şiddet ve zorbalıkla insanlık medeniyetini tehdit etmektedir. Medeniyet ve zorbalık hiçbir şekilde birbiriyle bağdaşmamaktadır. Zorbalığın olduğu yerde medeniyet yoktur. İnsan, şimdiye kadar hayatını zor ve zorbalıktan arındırma konusunda başarısız olmuştur. Savaş ve şiddetin minimize edilerek barış ve özgürlüğün yeniden tesisi gereklidir. Medeniyet, pratik olarak barışın her insanın hakkı olduğunu insanların kaygı ve korku duymadan hayatlarını özgürce yaşamaları gerektiğini öngörmektedir. İnsan hayatına müdahale etmeyen, insanın birey ve toplum olarak nasıl yaşaması gerektiğini irrasyonel olarak dizayn etmeye kalkmayan kurucu irrasyonalizmin her çeşidinden kendisini arındırması medeniyetizmden kurtulup insani bir medeniyete geçmenin olmazsa olmazıdır.

Medeniyet insanı en yüce değer gördüğü gibi onun fikirlerine de değer ve önem vermektedir. Fikre sahip olma ve düşündüğünü ifade etme sadece insana ait olan bir durumdur. Her insanın düşüncelerini ve değerlerini özgürce ve korkusuzca ifade etmesi ahlaki, medeni ve insani açılardan vazgeçilmez bir gerekliliktir. Fikirleri yasak ve baskılarla kısıtlamak yerine fikirlerin özgürce birbiriyle rekabet etmesi sağlanmalıdır. Fikirlerin özgürce birbiriyle rekabet etmediği ve yarışmadığı bir ortamda insani bir medeniyet gelişemez. Medeniyet, çoğunluğa ait ve genel kabul gören fikirlere değil, aynı zamanda sayıca küçük olan kişi ve grupların da benimsediği düşüncelere, inançlara ve yaşam tarzlarına kendilerini ifade hakkı vermektedir. Çoğunluk, azınlığa kendisini dayatamayacağı gibi azınlık ta çoğunluğu takip etmek zorunda değildir. Medeni bir insan hayat, fikirlerin özgürce dolaşımıyla mümkündür. Medeniyetin gelişimi, düşünce ve ifade özgürlüğüne, ekonomik özgürlüğe, din ve vicdan özgürlüğüne, girişim özgürlüğüne ve özel mülkiyetin korunmasına bağlıdır. Medeniyetin özdeşleştirilebildiği tek kavram özgürlüktür, çünkü medeniyet özgürlükten başka bir şey değildir.

Tarih boyunca insanlığın medeniyet çevreleri farklı zamanlarda hem gelişmeyi hem gerilemeyi yaşamışlardır. Çin medeniyet bölgesi tarihte uzun bir süre bilim ve teknolojinin merkezi iken Müslüman dünyasının bilim, düşünce refah alanlarında altın çağını yaşadığı dönemler olmuştur. Batı medeniyeti bugün askeri, teknolojik, bilimsel, ekonomik, akademik ve kültürel alanlarda zirvede bulunmaktadır. Batı medeniyet bölgesi zirvede olmasına rağmen insanlık medeniyeti bir krizin içindedir. Batı, içinde bulunulan medeniyet krizini sağlıklı bir şekilde anlamaya çalışacağına Çin ve Müslüman medeniyet bölgelerini kendisine düşman yapmakla enerjisini harcamaktadır. Bugün yaşanılan medeniyet krizinin nedeni medeniyet düşüncesinin ve medeniyetin dayandığı insan, barış, adalet, hürriyet ve çoğulculuk değerlerinin unutulmuş olması ve ihmal edilmesidir. Medeniyet düşüncesinin insan için yeniden anlamlı hale gelmesi ve ona umut vermesi için medeniyet değerleri olarak barışın, adaletin, özgürlüğün ve her şeyden önemlisi bireyin yeniden keşfedilmesi gerekmektedir. İçi boş bir kuyu haline getirilen medeniyetin insanla ve insani değerlerle doldurulması insanlığın önünde büyük bir meydan okuma olarak durmaktadır.

Gelenekten Geleceğe Dergisi

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı