Liberal
2000'li Yıllarda Türkiye'deki Vergi Sistemi Nasıl Olmalıdır?

2000’li Yıllarda Türkiye’deki Vergi Sistemi  Nasil Olmalidir ?

 

Prof. Dr. Güneri AKALIN, H.Ü. Maliye Bölümü

 

Türk Vergi Sistemi’nin alınacak önlemlerle önümüzdeki beş yıllık dönemde ve yirmi yıllık uzun vadede, reformunda aşağıdaki ilkelerin gözönünde tutulması önerilebilir.

Genel İlkeler:

Türk Vergi Sistemi’nin içerisine girdiğimiz küreselleşme çağında, ilke olarak dışa açık piyasa ekonomisinin kabulü nedeniyle, piyasa ekonomisi ile uzlaştırılması hedef alınmalıdır.

Vergi sistemimiz ekonomik özgürlüklere yer bırakacak şekilde düzenlenmelidir. Zira iktisadi büyüme ile ekonomik özgürlükler arasında bir pozitif bir ilişki olduğu artık kabul edilmektedir. Dolayısıyla mübadele, sözleşme. girişim ve çalışma gibi temel ekonomik özgürlükler; vergi sistemince himaye edilmelidir.

Türk Vergi Sistemi’nin, özellikle vasıtalı vergilerin AB ile uyumlaştırılması çalışmalarının derhal başlatılması ve yasalaştırılması gerekmektedir.

Türk Vergi Sisitemi’nin 2000’li yıllarda ıslahı sağlanırken, merkezi devlet ve mahalli idarelerin işlevlerinin yeniden tanımlanmasına paralel olarak, bu idarelere ait vergi sistemleri, verdikleri hizmetlerin tabiatına paralel şekilde ve birbirlerinden ayrıştırılarak yeniden tanımlanmalıdır.

Türk Vergi Sistemi, Kopenhag ve Maastricht ölçütleri hatırda tutularak, hukukun üstünlüğü ve insan hakları esasları çerçevesinde ve mükelleflerle idare arasındaki  ilişki; rıza, işbirliği, ayrımcılık yapmamak ve hakkaniyet ilkelerine riayet temelinde yeniden düzenlemelidir.

Mali konuların tabiatına uygun olarak, vergiler ve usul yasaları reformlarının; toplumun dolayısıyla parlamentonun büyük bir çoğunluğunun onayını kazanarak yürürlüğe girmesi, genel olmaları, tüm yurttaşlara uygulanmaları; aslında mali illüzyona, bütçe açıklarına ve enflasyona son verilebilmesi açısından şarttır.

Türkiye’da vergi yükü, özelleştirme hareketine paralel şekilde, optimal devlet hacmi göz önünde tutularak, yeniden düzenlenmeli, ayrıca bu optimal yük; merkezi idare, mahalli idareler ve sosyal güvenlik kuruluşları arasında paylaştırılmalıdır.

Vergi Sistemimizin Piyasa Ekonomisi İle Uzlaştırılması:

1950’lerde kurulan Türk Vergi Sistemi üç önemli hata saçayağı üzerine oturtulmuştur. Birincisi Vergi Sistemimiz Almanya gibi kendimizden adambaşına gelir, sektörel çıktı bileşimi ve şirketleşme oranı ile gelir dağılımı ve hatta okuma yazma haddi bile çok farklı bir ekonomiden tercüme edilerek alınmış olup, daha başından sosyo-ekonomik yapı ile uyum sağlaması ihmal edilmiştir. İkincisi vergi sistemi özelleştirme öncesinde KİT’lerin finansmanını sağladığından, bu devletçi model içerisinde piyasa müşevvikleri ve genelde piyasa ekonomisi unutulmuştur. Üçüncüsü söz konusu dönem, Keynesyen müdahale dönemi olduğu için; teorik olarak da devletin müdahalesinden, piyasa ekonomisinin sonuçlarından daha yüksek bir başarı elde edilmesi beklenilmekte idi. Ancak devletin piyasaya müdahalesinin milli gelir kayıpları cinsinden bir etkinlik maliyeti olduğu, geri kalmamız dolayısıyla anlaşıldığı gibi; özeleştirme hareketi dolayısıyla eski devletçi yapının çözülmeye başlaması ile bu vergi sisteminin devamını sağlayan şartların da ortadan kalktığı anlaşılmaktadır.

Günümüzde Türk Vergi Sistemi’nin piyasa ekonomisi uyumlaştırılması için alınması gereken önlemler şöyle sıralanabilir.

(i) Bir optimal ( düşük) vergi yükü kabul edilmelidir.

(ii) Kısa dönemde düşük müterakkiyetli  yani daraltılmış bir tarife, uzun vadede tercihan düz oranlı bir tarife, tüm vergi sistemimize teşmil edilmelidir.

(iii) Maksimum marjinal vergi oranının, vergi yükü haddini aşmaması sağlanarak vergi sisteminin bölüşüm amaçlı kullanılmasının doğurduğu etkinlik kayıpları önlenmelidir.

(iv) Tarifenin effektif müterakkiyetinin düşürülebilmesi ve yaşama hakkının güvence altına alınabilmesi için; sisteme asgari geçim indirimi kurumunun sokulması gereklidir.

(v) Kalkınmanın finansmanı ve işizliğin tasfiyesi için, tasarrufların vergilendirilmesinden vaz geçilmelidir.

(vi) Vergi sistemi, düşük bir vergi yükü ve düz bir tarife ile; her yurttaşı kavramalı yani genel olmalıdır.

(vii) Ücret üzerindeki yüksek marjinal effektif vergi haddi(≈% 60) genel vergi yükü oanına eşitlenecek ölçüde düşürülmelidir.

(viii) Vergi denetimi, piyasa işleyiş kurallarıyla uzlaştırılmalı ve yasalara uymak ekonomik araçlarla özendirilmeli ve aksine hareket caydırılmalıdır.

(ix) Vergi sistemimizin temeli ödeme gücü ilkesinden, yarar ilkesine doğru kaydırılmalıdır.

Türk Vergi Sistemi’nin AB Mevzuatı ile Uyumlaştırılması:

Türkiye’de, Neumark Komisyonu ile AB’de girişilen vasıtalı vergilerin harmonizasyona ayak uydurulabilmesi için çalışmaların bugünden başlatılmasında ve bu çabalara paralel şekilde kamuoyunun aydınlatılarak, gayretlerin sürdürülmesinde yarar vardır. Ancak adam başına gelir açısından yaklaşık olarak on kat kadar daha yüksek bir topluluğa girdiğimizin bilincinde olarak, tarifelerin seçiminde asgari oranlarla yetinilmesi ve optimal vergi yükünün de bu esas çerçevesinde kararlaştırılması yerinde olur. AB’ deki esnek yüksek vasıtasız vergi tarifelerinin mübadeleyi caydırma ve bunların vergi yükümüzü ağırlaştırması tehlikeleri göz önünde tutularak; bu tarife ayarlamalarında zorunlu asgari ile iktifa edilmesi, vergi politikamızın sağlıklı bir şekide yürütülmesi açısından önemlidir. Ayrıca vergi sistemimiz açısından gerekli olan AB ile uyum programının ve takviminin, içeriklerinin önceden mükelleflere ilanı ile bunun genel ve kesin bir uygulama ile estekleneceğinin bilinmesinde özellikle kayıt dışı ekonominin tasfiyesi açısından  fayda vardır.

Makro Vergi Matrahı:

Türkiye’de vergi sistemimizin makro vergi matrahının, servet, gelir, ücret ve tasarruftan, tüketime doğru kaydırılması, tasarrufların hiç olmazsa tam istihdama ulaşıncaya kadar gelir vergisi matrahından düşülmesinin sağlanması gerçekleştrilmelidir. Türkiye’de geri kalmışlığın, yoksulluğun ve işsizliğin tek nedeni; sermaye birikiminin yetersizliğidir. Dolayısıyla sermaye stoğuna ilaveler olan tasarrufların caydırılması, aslında işsizlerin ve yoksulların cezalandırılması ve kalkınmanın geciktirilmesi anlamındadır. Nitekim tasarrufları vergilendirmenin sakıncaları şunlardır: 

(i) Öncelikle tasarruflar dışsallıklar yaratır. Tasarruflar, tasarrufcuyu güven altına alıp faiz geliri sağladığı gibi; işsiziği, geri kalmışlığı tasfiye edip , sanayileşmenin finansmanını sağlar. Ayrıca sosyal güvenlik üzerindeki bireyin yükünü azaltır.

(ii) Tasarrufların vergilendirilmesi, çifte vergilendirilme anlamındadır.

(iiii) Tasarrufların vergilendirilmesi hakkaniyete aykırıdır. Zira herkes milli elire ne kadar kattığına göre değil, ne kadar çektiğine (tükettiğine) göre vergilendirilmelidir.

(iv) Ayrıca sanayicilerin yatırım indirimi aracılığı ile tasarruflarını KV, GV ve KDV matrahlarından indirebildiği bir ülkede; tasarrufçuların tasarruflarının gelir vergisince kavranması servet ve gelir dağılımını bozar ve tekelleşmeye yol açar.     

(v) Tasarruflar, kalkınmanın ve büyümenin bütçe sınırını oluşturur. Ayrıca tasarruflar sosyal mobilitenin merdiveni yani sınıflar arası geçişin anahtarıdırlar.

(vi) KDV si , gelir vergisinin muadili olduğuna göre, tasarruflar G.V. si matrahından düşülse bile KDV sinde de paralel bir düzenleme yapılmaz ise, tasarruflar zaten vergilendirilmeye devam edecektir. Daha doğrusu mevcut sistemde, tasarruflar hem KDV si ve hem de GV since çifte vergilendirilmektedir. 

Vergi Yükü Hedefi (Optimal Vergi Yükü) Sorunu:

Vergi yükünün hacmi, kamu harcamalarının sınırını oluşturduğu için; optimal devlet sorunu ile yakından ilgili bulunduğu gibi, kalkınma meselesi ile de bağlantılı bir konudur.

Zira bir ekonomide tüketilmeyen fazlanın iki kalemden oluştuğunu söyleyenebilir:

(i) Birincisi yurt içi tasarruflar 

(ii ) İkincisi vergi yüküdür.  

Türkiye’de vergi yükünün ,son onbeş yıldır Özal döneminden başlatılarak artırılmış olması hatta katlanmış bulunması, iç tasarrufları düşürmektedir. Nitekim yurt içi tasarruflar,1989 yılında GSMH’nın % 26 sı iken beş yıllık plan dahilinde % 30’a çıkartılması programlanmıştı; oysa günümüzde % 21’e inmiş durumdadır.

Vergi yükümüz, borç servis yükünü finanse edebilmek için özellikle son on yıldır sürekli artırılırken, yurt içi tasarruflar düşmekte; dolayısıyla : (a) büyüme hızı yavaşlamakta (b) işsizlik arttığından gelir dağılımı bozulmaktadır. Bir başka deyişle hem vergi yükünün yükseltilmesi hem de iç tasarruflar artırılarak büyümenin hızlandırılması aynı anda gerçekleştirilmesi mümkün olmayan olaylardır. Bir başka deyişle Türkiye, vergi yükünü artırabilmek için; sermaye birikiminden dolayısıyla büyümeden fedakarlıkta bulunmaktadır

Türkiye’nin sanayileşmesini, GSMH’nın % 30’na varan bir vergi yükü ile sürdürüp tamamlayabilmesi olanaksızdır. Vergi yükü, özelleştirilmenin hızlandırılmasına ve borç servis yükünün düşüşüne paralel olarak azaltılmalıdır.   

Ayrıca ücret üzerindeki marjinal effektif vergi haddinin % 60’lara varması, işgücüne katılmayı caydırmakta ve kayıt-dışı çalışmayı özendirmektedir. Türkiye’de büyümenin kaynakları; işgücü arzıının ve tasarruf hacminin artışı ve teknoloji ithalinin hızlanmasıdır. Oysa Türk vergi sistemi her üçünü de engellemektedir. Yukarıda sayılan büyümenin üç kaynağına, beşeri sermaye birikimini yani eğitim ve sağlık harcamalrını da katabiriz; ama yurdumuzda bu kalemler de KDV since kavranmaktadır.

Vergi Tarifesi:    

Vergi tarifelerinde bütün dünyada artık müterakkiyetten vazgeçilip oranlarının  düşürüldüğü dikkate alınarak özellikle kayıt dışı ekonominin ortadan kaldırılabilmesi ve vergilerin genelliği ilkesinin yani kanun önünde eşitlik prensibinin uygulanabilmesi için, öncelikle effektif müterakkiyeti düşük tarifelerin tercih edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Uzun dönemde AB ile birlikte hareketle düz tarifelerin tercihine gidilmesi muhtemeldir. Ayrıca AB ile vasıtalı vergilerin harmonizasyonunda politika olarak asgari hadlerle yetinilmesi; kayıt dışılığın tasfiyesi ve vergi yükünün sınırlanması açısından, önemli bir adımdır. Türkiye’de  sahip olunan kanaatin aksine düşük tarife, düşük vergi hasılıatı demek değildir. Laffer Eğrisi’nin geçerliliği, ABD’deki 1986 vergi reformunun sonuçlarıyla da ispatlanmış olup; artık Amerikan Bütçesi fazla vermektedir.

Vasıtalı vergilerde mübadeleyi cezalandırmamak için, sadece nihai mallara  mümkün olduğu kadar tek ve yaygın oranlı tarifelerin uygulanması ve ortalama tarifenin % 10 ile sınırlı kalması Ramsey kuralı gereği ve etkinlik maliyetinin düşürülebilmesi yani refah kayıplarının minimize edilebilmesi açısından gereklidir. 

Vasıtasız vergilerde örneğin gelir vegisinde en yüksek marjinal oran optimal vergi yükü sayılabilecek % 20 ile sınırlanmalı, kurumlar vergisinin çifte vergilendirmeye yol açtığı göz önünde tutularak, tarifenin % 10 kılınması ve gelir vergisine entegre edilmesi sağlanmalıdır: Ancak bu tarife düzenlemeleri ile birlikte tüm vergi teşvik tedbirleri ile istisna ve muafiyetler kaldırılmalıdır.

Vergi sistemimizin yeniden bölüşüm işlevi, düşük vergi yükü ve düşük marjinal hadler dolayısıyla tasarrufların ve yatırımların artmasıyla, işsizlerin istihdamı yani istihdam hacminin büyümesi ve reel ücretlerin yükseltilmesi ile sağlanmalıdır. Reel ücretlerin artırılabilmesinde asgari geçim indirimi kurumundan ve parafiskal yüklerin azaltılmasından yani ücret üzerindeki yüksek effektif marjinal hadlerin düşürülmesinden yararlanılmalıdır. İşgücü üzerindeki müterakki gelir vergisi tarifesi ve aşırı parafiskal yükler istihdam maliyetini piyasanın taşıyamayacağı ağırlığa ulaştırdığından, kayıt dışılığı teşvik ettiği gibi gelir dağılımını da bozduğu için; ters tepen (counter productive) bir araçtır.

Kayıt-Dışı Ekonomi ve Kayıt-Dışı Devlet Sorunları:    

Kayıt-dışı Ekonomi:Türkiye’de kayıt dışılığı doğuran faktörlerin başında, vergi tarifemiz ve parafiskal yükler yani istihdam vergileri gelmektedir. Ayrıca yasaların ayrımcılık yapması nedeniyle vergilerin genelliği ilkesinden ve kanun önünde eşitlik prensibinden uzaklaşması dolayısıyla ortaya çıkan geniş muaflık ve istisnalarla kayıt dışılığın, çiftçiler ve esnaflar  açısından meşruiyet kazandığı da unutulmamalıdır. Ancak bu kayıt-dışılığın, tıpkı İtalya örneğinde olduğu gibi AB’ye ortaklıkla son bulacağı göz önünde tutulmalı ve söz konusu düzenlemeler, piyasa ekonomisi gerçekleri ile uyumlu bir tarzda yapılmalıdır. Ayrıca tarım kesimindeki çiftçilerin ve kısmen esnafın satın alabilme güçlerinin çok düşük olması, sanayide kayıt-dışı üretimi zorunlu kılmaktadır.  

Kayıt-dışılığın tasfiyesi için aşağıdaki önlemlerin alınması yararlı olur:         

(1) Vergi yükümüz azaltılmalıdır.

(2) Vergi tarifesi vasıtalı ve vasıtasız vergilerde düşürülmeli ve mümkün ise tek oranlı kılınmalıdır.

(3) Asgari geçim indirimi kurumu çiftçi ve esnaf da dahil herkese anlamlı bir miktarda tercihen asgari ücretin yarısı  ölçüsünda uygulanmalıdır. 

(4) Parafiskal yükler azaltılmalı ve özellikle asgari ücretin %10 unu geçmemesi sağlanmalıdır.

(5) Piyasaya yeni giren ve ilk işini kuran müteşebbisler üç yıl için ya vergiden muaf kılınmalı veya yükümlülüklerinin yarısını ödemelidirler. 

(6) Herkese bir vergi numarası verilmeli ve herkesin gelir vergisi beyannamesi doldurması sağlanmalıdır.

(7) Vergi sistemimiz ödeme gücü ilkesinden, yarar ilkesine doğru kaydırılmalıdır.

(8) Bu önlemlere rağmen kayıt-dışılığa devam edenlere karşı, tercihen cezai işlemler yerine; kredi açılmaması, çek defteri verilmemesi, devlet ihalelerine sokulmaması gibi ekonomiik önlemler alınmalıdır.

Tam istihdama ulaşamamiş, geri kalmış yaygın işsizliğin olduğu bir ekonomide, yüksek istihdam vergilerinin varlığı ve örneğin ücret üzerindeki marjinal effektif ücret haddinin yaklaşık % 60’ a ulaşması yanında, birer işgücü monopolü olan sendikaların üyelerine ekonomik rant sağlamak için ek yükler getirmesi halinde; kayıt dışılığın kaçınılmazlığı ortadadır.

Kayıt-Dışı Devlet: Kayıt dışılık kamu sektöründe de fazlasıyla mevcut olup; yolsuzluklara da olanak sağlamaktadır. Hem kayıt dışı kamu gelirleri olduğu gibi, hem de kayıt dışı kamu giderleri de vardır. Önemli olan bu kamu gelirlerinin, kamu hesaplarında yer almaması nedeniyle vergi yükümüz düşük hesaplanmasından başka, israfa ve yolsuzluklara da kapı açılmaktadır.

Kayıt dışı devlet gelirleri aşağıda sayılmaktadır:

(1) Enflasyon vergisi

(2) Askerlik hizmeti

(3) Döner sermaye gelirleri

(4) Bütçe dışı fonlar

(5) Kamu vakıfları ve derneklerine zorunlu bağışlar ve bunlara ait işletmelerin gelirleri.

(6) KİT zamları yani KİT karlarının vasıtalı vergiler yerine kullanılması

(7) Yerel yönetimlere ait işletmelerin gelirleri

(8) Eğitimde öğrencilere idarece yüklenen takdiri mükelleffiyetler ve özel kişilerce sağlanan bağışlar

(9 )TRT’nin elektrik ve iletişim fatura bedellerindeki payları ve bandrol bedeli 

(10)Özel eğitim ve sağlık kurumlarına getirilen yoksul kontenjanı mükellefiyeti

(11)Siyasal iktidarların firmalara yüklediği keyfi mükellellefiyetler

(12) Kamulaştırma bedellerinin ödenmemesi veya geciktirilmesi

Bir başka deyişle kayıt dışı ekonominin hesaplara katılması ile vergi yükünün düşük çıkacağı savını ortadan kaldıran husus, kayıt dışı devlet gelirlerinin varlığının ortaya koyduğu rezerv vergi yükü gerçeğidir. Dolayısıyla hem kayıt dışı ekonomi ve hem de kayıt dışı devlet dikkate alındığında vergi yükümüzde bir değişme olmaması beklenmelidir.

Vergi Yapısı:

Vergi yapımızın 2000’li yıllarda vasıtasız vergilerden, vasıtalı vergilere doğru kaydırılması ancak sadece nihai mal ve hizmetlerin ve yaygın olarak mümkün mertebe tek oranlı tarife ile kavranması önerilebilir. Vasıtalı vergilerin mükelleflere seçim olanağı vermesi, kamu hizmetleri ile ilişkilendirilebilmeleri yanında, denetim ve uyum maliyetlerinin daha düşük olması muhtemeldir. Vasıtalı vergilere doğru kayılması, mükellefin rızasını kazanabilme olasılığı nedeniyle vergiye karşı direnci düşürebilir. Ancak vasıtalı vergilerin tüm mal ve hizmetlere yayılarak, tek ve düşük oranlı tarife ile uygulanmasıyla, mübadelenin caydırılmaması sağlanmalıdır. Zira bir piyasa ekonomisinde, milli geliri yaratan mübadeleler zinciri olup, bu nedenle mübadeleler teşvik edilmelidir.

Bu nedenle elektronik bankacılığın veya küreselleşmenin getirdiği yeni işlem türlerinin vergilendirilmesinde; mübadeleyi caydırıcı olmama esas alınmalı ve tasarruflar ve sermaye hareketleri ile ilgili işlemlerin vergilendirilmesinden, AB mevzuatnın müsaade ettiği nispette sakınılmalıdır. Zira tam istihdam öncesi bir ekonomide tasarrufların veya sermaye stoğunun vergilendirilmesi, vergilerin yansıması dikkate alındığında; ekonomik mükellefin işçiler ve işsizler olduğu ancak büyümenin yavaşlatıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca mevduat ve benzeri işlemler faizlerinin % 15 gibi yüksek bir oranla vergilendirilmesi, gelir vergisi tarifesinin % 15’le başladığı  ve enflasyonun tek haneli rakama düşürüleceği ilan edilen bir ülkede; tasarrufu caydırıcı bir özelliğe sahiptir. Yurt dışından gelecek yabancı sermayeyi teşvik ederken siyasi,ekonomik ve hatta sismik riskleri yüksek bir ülkede iç tasarrufların faizlerinin aşırı vergilendirilmesi, reel getiriyi tehdit ettiğinden, yatırımları kısmakta ve işsizlik yaratmaktadır. Tasarrufların ve sermayenin vergilendirilmesi, kalkınmayı sağlayacak yatırımların kaynağının devlet tüketimine tahsisi anlamında olup; büyümenin durdurulmasına yol açmaktadır.

Dolayısıyla vasıtalı vergilerin uygulanmasındaki ilkeleri şöyle sıralamak mümkündür. (1) Öncelikle mübadele üzerine ya vergiler konulmamalı veya bu vergiler piyasa ekonomisinin işleyişini engellemeyecek düzeyde düşük ve yaygın tutulmalıdırlar. (2) İkincisi tasarruflar ve sermaye üzerindeki vasıtalı vergiler, mümkün ise kaldırılmalı veya çok düşük tespit edilmelidir. (3) Elektronik bankacılığın ve küreselleşmenin getirdiği yeni işlemlerin vergilendirilmesinde sıcak para hareketlerinin ekonominin aleyhine dönmesine sebep olunmamasına dikkat edilmelidir.Zira düşük kur ve faiz politikalarına, vergi stopajı da eklenirse kriz şartları yaratılmış olabilir. (4) Vasıtalı vergilerde, damgalı vergiler “earmarked taxes”, denilen mükellefiyetlere öncelik verilmesi, yerinde bir politika sayılabilir.Zira yurdumuzda vergi direncini doğuran nedenlerden birisi de, vergiler ile kamu hizmetleri arasındaki bağın kopmasıdır.       

Diğer taraftan, fiyatlandırılabilen sosyal malların finansmanının harçlarla sağlanması; tercih edilmelidir. Hem hakkaniyet (bölüşüm) hem de etkinlik açısından, sosyal malların bedellerini kullananların ödemesi yerinde olur. Mali sistemimizin iflasında ve borçlanmada, ödeme gücü ilkesine ve buna bağlı vergilere verilen aşırı önem rol oynamış olup; tekrar aynı hataya düşülmemelidir. Zira sosyal malların kullanıcılarına sıfır fiyatla arzı fakat vergi mükelleflerince finansmanı, sonsuz talep yaratmakta ve israfa yol açmaktadır. Sosyal malların sıfır fiyatla arzı; tayınlanmalarını da gerektirmekte; bu durum ise maliyetlerini artırmakta, ayrıca israflarını da önleyememektedir. Nitekim sosyal malların sıfır fiyatla arzı, bedavacılık ( free ridership) sorununun kökleşmesini ve teşvikini sağlamaktadır. Özellikle mahalli idarelerin harçlarla finansmanı gerçekci bir yaklaşımdır.

Vasıtasız vergilerin piyasa müşevviklerini kırmayacak şekilde düzenlenmesi hedef alınmalıdır. Nitekim vasıtasız vergilerin varlığı faktör piyasasındaki fiyatları çarpıtarak etkinlik maliyeti yaratmakta ve milli geliri azaltmaktadır.Vergiler zaruri bir fena olup ancak yararları maliyetlerini aşarsa başvurulacak mali araçlardır. Vergi Sistemimiz oluştururlurken; piyasa ekonomisinin, devlet için var olmayıp, devletin piyasa ekonomisine hizmet için mevcut bulunduğu, ilkesi hatırda tutulmalıdır. Bu nedenle salt sosyal malların finansmanı için baş vurulacak vasıtasız vergilerin hasılat payının düşük tutulması ve bu yükün mükellefler arasında oldukça yeknesak olarak  dağıtılması esas alınmalıdır.

Vasıtasız vergilerin uygulanması ile ilgili ilkeleri şöyle sıralayabiliriz: (1)  Kısa dönemde düşük müterakiyete veya uzun dönemde düz tarifeye geçilmesi. (2) Tasarufların gelir vergisi matrahından düşülmesine izin verilmesi yani tüketimin matrah olarak kabul edilmesi. ( 3) Tam istihdama ulaşılıncaya kadar,sevet ve sermaye kazançlarının vergilendirilmesineden kaçınılması. (4) Tüm teşviklerin kaldırılması. (5) Ücret üzerindeki marjinal effektif vergi oranının yaklaşık % 60 lardan, %20’ye çekilmesi.

Ayrıca Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksinde Türkiye’nin sıralamadaki yerini olumsuz yönde etkileyen, belli yaştaki ve sağlam erkek nufus üzerindeki zorunlu askerlik mükellefiyetinin, yurt savunmasını zaafa düşürmemek kaydıyla ayrımcı bir ayni vergi olma özelliğinden kurtarılması için gerekli önlemler alınabilir.  Kaldıki son depremler doayısıyla gündeme getirilen bedelli askerlik uygulamaları gibi yol  gösterici örnekler de mevcuttur.

Merkezi Devlet ve Mahalli İdare Vergi Sistemleri Ayrımları:

Bu ayrımda izlenecek esas; ulusal düzeydeki salt sosyal malların merkezi devletce ve mahalli nitelikli sosyal malların ve aksine hüküm yoksa karma ve erdemli malların mahalli idarelerce finanse edilmesidir.

Merkezi Devlet Vergi Yapısı: Genel olarak vasıtasız vergilerin ve vastalı vergilerden damgalı vergi özelliği taşımayanların örneğin KDV’si gibi merkezi devlete bırakılması, borçlanmaya kesinlikle olağanüstü gelir kalemi gözüyle bakılması yerinde olur. Bu kapsamda gelir, kurumlar, veraset ve intikal vergileri ile KDV’sinin merkezi devlete bırakılması benimsenebilir.

Mahalli İdarelerin  Vergi Yapısı: Özellikle harçlar ve damgalı vergiler denilen vasıtalı vergilerin mahalli idarelere verilmesi doğru bir karar sayılabilir. Ayrıca tapu harçları ve emlak vergileri ile çevre temizlik vergilerinin mahalli idarelerce uygulanması kararlaştırılabilir. Mahalli idarelerin borçlanmalarının istisnai bir uygulama sayılmasının güvence altına alınması sağlanmalıdır.Mahalli idarelerin K.Bütçe gelir payları ile desteklenmesinden vaz geçilmelidir. Ancak devletin  bölgeler arası gelişme farklarının tespiti halinde, kendisinin özel programlar uygulaması yetkisi saklı tutabilir. 

Mükelleflerin Hakları ve Hukukun Üstünlüğü:

Türk Vergi sisteminin temel niteliklerinden birisi de idareye, mükellefe bakışla aşırı hak ve yetkiler vermesi ve gerek Anayasa’nın sağladığı hakları, gerekse  evrensel insan haklarınının teminatlarını dikkate almaksızın düzenlenmiş olmasıdır.. Vergiler tabiatları icabı kamunun özel mülkiyete el koyması niteliğinde olduğundan, bir piyasa ekonomisinde hukukun üüstünlüğünü ilgilendiren en nazik işlemdirler. Zira bir ülkede adalet fikri özel mülkiyet kurumunun varlığına dayanır. İşte vergi sistemimizin hukukun üstünlüğünü kabullenmesini güvence altına alınabilmesi için; şu hususların yerine getirilmesinde yarar vardır.

Öncelikle vergi reformları veya değişikliklerinin parlamentonun nitelikli çoğunluğunun onayını kazanabilecek bir uzlaşıyla hazırlanması ilke olarak benimsenmelidir. Aksi halde vergiler, basit çoğunluğun azınlığı sömürebilmesi veya açıkca rant sağlayabilmesi için vasıta olmakta, bundan piyasa ekonomisi, demokrasimiz ve hukuk devleti de zarar görmektedir. Bir vergi sisteminin toplumun büyük bir çoğunluğunun rızasını kazanmasının sağlanmasıyla ve ancak müleleflerin idare ile işbirliğiyle başarıyla uygulanabileceği dikkatlerden kaçırılmamamalıdır.

Vergi sistemimiz açısından hukukun üstünlüğünün teminat altına alınması için “kanun önünde eşitlik ilkesinin” kabulü gerekir. Oysa mevcut vergilerimiz çeşitli muafiyet ve istisnalarla bu ilkeyi çiğnediği gibi vergilendirme usulleri açısından da mükellefler eşit muamele görmemektedirler. Örneğin mükellefler vergilerinin ödenmesi açısından; beyanname veren gerçek usule tabi olanlar, stopajla vergileri tahsil olanlar ve basit usule tabi bulunanlar gibi kümelere ayrılmaktadırlar. Kopenhag ölçütlerinden birisi de yurttaşlar arasında her ne sebeble olursa olsun ayırım yapılmamasıdır. Vergi sistemimiz ise ayrımcılık esası üzerine oturtulmuş olup; bu husus vatandaşlara evrensel hukuka göre direnme hakkı verdiğinden, halk bu sivil itaatsizliğini kayıt dışılığa kayarak ortaya koymaktadır.

Vergi sistemimizin açıkca Anayasa’nın  ve evrensel hukuk normlarının teminat altına aldığı yaşama hakkını tehdit ettiğini belgeleyen bir başka husus ise; asgari geçim indirimi kurumundan yoksun bulunmasıdır. Alman Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına göre bu durum gelir vergisi kanunumuzun iptalini gerektirir. 

Özel mülkiyet kurumunun, tarihen devletin  müsadere geleneğinin devamı nedeniyle güvenceye kavuşturulamadığı yurdumuzda; piyasa ekonomisinin, hukuk devletinin ve demokrasinin mükemmellen işletilebilmesine olanak yoktur. Dolayısıyla vergilerin geriye yürütülmesi ve faiz vergisi, varlık vergisi, 1994 ekonomik kriz vergileri gibi uygulamaların sağladıkları hasılatın, özelllikle hukuk devletine ve piyasa ekonomisi ile demokrasiye verdiği zararları telafi edecek ölçüde olmadığı dikkate alınarak; bu gibi uygulamalardan vazgeçilmesi gerekir. Bir başka deyişle devlet vergi yetkisini kullanırken özel mülkiyete müdahale ettiğinin bilincinde olarak, kendi mevcudiyetini meşru kılan kurumlar olan piyasa ekonomisine, demokrasi ve hukuk devletine hizmet etme anlayışına sadık kalabilmelidir.

Vergi sisteminin ekonomik özgürlükleri zedelememesi hatta himaye etmesi, piyasa ekonomisinin ve açık toplum olabilmenin gereği kadar; ekonomik büyümenin de icabıdır. Temel ekonomik özgürlükler, mübadele, sözleşme, girişim, çalışma hürriyetleri vergi sistemince korunmalı veya hiç olmaz ise asgari ölçüde kırılmalıdır. Oysa gerek vergi sistemimiz gerek ise Maliye İdaremiz cebir ve mükellefi ürkütme esası üzerine kurulmuştur. Ancak bir vergi sisteminin ekonomik özgürlükleri zedelememesi için; bunların maddi temelini oluşturan mülkiyet hakkına saygı göstermesi gerekir.

Türk vergi sistemi, vergi tarifesinin yüksekliği dolayısıyla dürüst yurttaşların ödeyemeyeceği ağırlıkta bir yük yüklemektedir. Vergi sistemi nedeniyle hür teşebbüs ve özel mülkiyet devamlı surette idarenin tehditi altındadır. Bu nedenle, yeni dönemde idari denetim, bireysel özgürlüklerle ve piyasa ekonomisi ve hukuk devleti ile uyumlu kılınmalıdır. Yukarıdaki reformlar gerçekleştirilmeksizin; sadece vergi kaçağını önlemek gerekçesi ile idari denetimin artırılması, kayıt dışılığı genişletip bazı meslekler için rant yaratır ve yolsuzlukları besler. Enflasyonun % 20’ ye ineceği bir dönemde, gecikme cezasının % 144 olarak uygulanması ve hazinenin ve mükelleflerin ödedikleri gecikme faizleri arasında önemli bir  fark olması, kanun önünde eşitlik açısından izahı mümkün olamayan bir durumdur. Vergilerle ilgili olarak hürriyeti bağlayıcı veya işyeri kapattırıcı cezalar verilmesi milli geliri azaltması ve bireysel özgürlükleri zedelemesi açısından tartışmalı hususlardır. Vergi suçları ekonomik suçlar olup, bunlara karşı piyasanın işleyiş kuralları çerçevesinde makul, ikna edici ve zorlayıcı çözümler aranılmalıdır. Vergi cezaları yoluyla mübadelenin riski artırılıp, piyasa güçlerinin işleyişi caydırılmamalıdırt.

Türkiye’de mükellef tabanı gelişmemiş olup; seçmenlerin % 80 ninden fazlası bedavacılığı tercih etmekte ve bu durum bütçe açıkları ve enflasyon aracılğı ile seçmen çoğunluğuna rant aktarılması için programlanmaktadır. Dolayısıyla vergi politikamızın sağlıklı işletilebilmesi, her yurttaşın beyannameli vergi mükellefi kılınması kadar, denk ve küçük bütçe hazırlanmasına bağlıdır. Ayrıca Maliye İdaresinin hesaplarının ve gelir istatistiklerinin  yayınlanmaması, bütçe gerekçelerinin ve yıllık ekonomik raporun içeriğinin ve dağıtımının sınırlı tutulması demokrasinin kaynağı olan bütçe hakkının kullanımının ciddi ölçüde kısıtlanması anlamındadır. 

Sonuç olarak, Türkiye sırasıyla hukuk devletini, piyasa ekonomisini ve demokrasiye geçmesini sağlayacak ve bu kurumları işletecek köklü bir anayasal reforma giitmedikce; vergi veya sosyal güvenlik sistemini kurup, işletemez. Ancak böyle bir açık toplum modeline geçiş denemesinin bile, kültürel bir değişime dahası farklı bir sosyal ahlak stoğuna ihtiyaç göstermesi nedeniyle; başarı şansının pek yüksek bir atılım olduğu iddia edilemez. 

KAYNAKÇA:

Akalın, G. Kamu Ekonomisi, Ankara, Akçağ, 2000.

Akalın, G. KİT Ekonomisi, Ankara,Akçağ,1999.

Aaron H-Galper H.Assessing Tax Reform,.Washington D.C., The Brookings Instituion,1985.

Barr, N.. The Economics of Welfare State, Oxford, Oxford University Press, 1993..

Bastiat, F. The Law, NewYork, The Foundation for Economic Education,1990.

Bulutoğlu, K..Türk Vergi Sistemi, İstanbul, I976.

Dornbusch, R. et.al., Macroeconomics, Boston,MacMillan, 2000. 

Hayek, F, The Constitution of Liberty, Chicago, Chicago University Press,1980.

Hayek,F. The  New Studies,Routledge and Kegan and Paul.,London,1978.

Kaldor,N. The Expenditure Tax.London, Unwin University Books.1965.

Kay,J.A.-King,M.A. The British Tax System,Oxford, Oxford University Press.1989.

Mises,L. Economic Freedom and Interventionism, New York, The Foundation for Economic Education,1990.

Musgrave,R.A., Public Finance in a Democratic Society,New York, New York University Press,1989.

Musgrave,R.-Musgrave,P. Public Finance in Theory and Practice, Newyork,MacGraw Hill,1990. 

Shoup,C., Public Finance, London, Widenfield and Nicholson, 1969. 

Stiglitz,J. The Economics of  Public Sector, New York,W.W. Norton,1989.

 

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı