Liberal
Başörtüsü Yasağı, Özgürlük ve Çoğulculuk, Bilal Sambur

Başörtüsü Yasağı, Özgürlük ve Çoğulculuk, Bilal Sambur

Yıllardır devam eden başörtüsü yasağı,  karşımıza ciddi bir mağdurlar kitlesi çıkarmış bulunmaktadır. Büyük bir kitlenin, başörtüsü yasağından dolayı eğitim, çalışma ve din özgürlükleri alanında ciddi ihlallerle karşı karşıya gelmesine rağmen, şimdiye kadar yasağın kaldırılmamış olması ciddi bir problemdir. 2008 Yılında Ak Parti ve MHP’nin ortak işbirliğiyle yapılan anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptali, yasağın devam etmesine neden olmuştur. Referandum sonrasında ana muhalefet liderinin başörtüsünü ancak kendilerinin çözeceğine dair yapmış olduğu açıklamaya rağmen, CHP’de hiçbir şekilde, bu konuda özgürlükçü ve çoğulcu bir yaklaşımın geliştiği görülmemektedir. CHP, İran ve Pakistan’da bazı kadınların saçın bir bölümünü kapatma bir bölümünü açıkta bırakma şeklindeki uygulamayı önermekten başka şimdiye kadar hiçbir çözüm önerisi ortaya koymuş değildir.

En son olarak YÖK, başörtülü öğrencilerin dersten atılmasını kaldırarak sadece haklarında tutanak tutulabileceği şeklinde bir uygulama başlattı. Ancak bu girişim, uygulamada esnekliğe yer bırakmasına rağmen, başörtüsüne yönelik yasakçı tavrın keyfi bir şekilde uygulanmasının önünü kesmeye yetmemektedir.

Başörtüsü yasağı, toplumsal bir ihtiyaç olmadığı gibi toplumsal bir desteğe de sahip değildir. Başörtüsü yasağı, tamamen resmi ideolojinin kendi korkularını bahane ederek icat ettiği bir hak ve özgürlük ihlalidir. Resmi ideoloji, kendi korkularını toplumsal korkular haline getirerek başörtüsü yasağı örneğinde olduğu gibi bireylerin ve toplumsal kesimlerin inanç, değer ve yaşam tarzlarına devlet gücünü kullanmak suretiyle müdahale etmektedir.

Türkiye’de resmi ideoloji insanların kılık-kıyafet seçimlerini bireysel bir tercih konusu olarak görmemekte; konuyu batılılaşmanın, çağdaşlaşmanın amacı ve aracı olarak algılamaktadır. Başörtüsü, batılı ve çağdaş görülmediğinden dolayı yasaklanmıştır. ‘Dini sınırla, kadınları aç’ şeklinde ifade edilebilecek illiberal ve antiplüralist anlayışı uygulamak suretiyle resmi ideoloji,  toplumu değiştirip dönüştürmeyi hep ummuştur. Resmi ideolojinin totaliter insan ve toplum projesine uygun olmadığı gerekçesiyle belirli bir tarz kıyafeti meşru, o tarza uymayan geleneksel, folklorik ya da dini nitelikteki kıyafetleri gayrimeşru ve ilkel olarak sunması sağlıklı bir tutum değildir. Böyle bir tutum, totaliter bir ideolojinin patolojik yansımasıdır.

Resmi ideolojinin toplumu modernleştirdiği, çağdaşlaştırdığı ve ilericileştirdiği söylemi, bir mittir. Yeni bir toplum ve insan yaratma iddiasında olan resmi yaklaşım, farklı olanı ortadan kaldırmaktan, dinin sivil-toplumsal hayattaki etkisini ve işlevini azaltmaktan, milliyetçilik ve devletçiliği beslemek için radikal bir fanatizm oluşturmaktan başka bir işe yaramamıştır. Farklı yaşam tarzlarını, değer sistemlerini ve inançları benimseyen insanların barışçıl bir şekilde bir arada yaşama imkânını ortadan kaldıran resmi zihniyet, çoğulculuğa ve özgürlüğe yabancı ve karşıttır.

Başörtüsü yasağı, resmi ideolojinin dışlayıcı ve homojenleştirici özünü yansıtmaktadır. Başörtüsünü yasaklamak suretiyle resmi ideoloji kurumu, aslında dindarların çağdaş ve modern bir toplumdan dışlanması gerektiği mesajını vermektedir. Başörtüsü yasağı nedeniyle yıllardır yaşananlar, toplumda insanların duygu, düşünce ve davranışlarında patolojik, tepkisel, reddedici ve çatışmacı dünyalar inşa etmelerine neden olmuştur.

Hiçbir hukuki temeli ve gerekçesi olmayan başörtüsü yasağı, ideolojik bir zorbalıktır. Dini yaşam tarzının kendisini görünür kılmasından rahatsız olan ve dinin tezahürlerini çağdaş toplum mitiyle bağdaştıramadığından dolayı resmi ideoloji kurumu, başörtüsünü zor kullanarak yasaklamaktadır, insanların eğitim haklarını gasp etmektedir, başörtülü bayanlara yönelik iş ve sağlık alanlarında ayrımcı uygulamaların önünü açmaktadır.

Hukuki ve yasal bir temeli olmayan başörtüsü yasağını uygulamak, hukuk ve yasa yoluyla hak ve özgürlük ihlali yapmak demektir. Hukukun, ideolojik bir zorbalığın ve ihlalin aracı haline getirilmesi çok talihsiz bir durumdur. Hukukun, özgürlükleri kısıtlamanın ve yasaklamanın aracı olmaktan çıkarılması ülkemizin acilen çözmek zorunda olduğu problemlerin başında gelmektedir.

Başını örten bayanların büyük bölümü dini gerekçelerle başını örtmektedir. İster dini ister din dışı başka gerekçelerle başını örten, farklı kılık kıyafet giyen herkes, kendisine uygun gördüğü tercihte bulunma hakkına sahiptir. İnsanların giyim, örtü ve kılık-kıyafet gibi tercihlerinin arkasındaki gerekçelerin sorgulanmaya başlaması, insanların kılık-kıyafetine müdahalenin önünü açmaktadır. Başörtüsünün Kuran’da geçip geçmediğine dair yapılan tartışma, daha çok resmi statükonun bu keyfi yasağına dini meşruiyet aramak için yapılmaktadır. Dini temellerine bakılmadan insanların yapmış oldukları başörtüsü gibi tercihlere saygı duyulmalıdır ve bu bir bireysel hak ve özgürlük konusu olarak değerlendirilmelidir.

Başörtüsünü kölelik, açılmayı özgürlük olarak nitelemek hiçbir şekilde başörtü yasağını meşrulaştırmamaktadır. Başörtüsünün ataerkil toplumun geleneği, aile baskısı sonucu takılan bir şey ya da siyasi simge olarak sunmak da başörtü yasağına geçerlilik kazandırmamaktadır. Bütün bu gerekçelerin insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü ve çoğulculukla hiçbir ilişkisi yoktur. Bu söylemler totaliter nitelikteki ideolojik kurgulardan başka bir şey değildirler. Burada savunulan başörtüsünün kendisi değildir. Savunulan bireyin başörtü ya da başka bir kıyafet giyme yönündeki özgürlüğüdür. Başka bir ifadeyle, savunulan başörtüsü değil; bireydir. Başörtüsü yasağını savunan anlayış için başörtüsünün hiçbir değeri olmadığı gibi dini gerekçelerle başörtüsü takmak isteyen bireylerin de hiçbir önem ve değeri bulunmamaktadır.

Başörtüsü yasağı, yasal hiçbir temeli olmamasına rağmen hukuki bir yasakmış gibi uygulanmaktadır. Yasağın arkasında resmi ideolojik anlayış vardır. Resmi ideoloji, totaliter ve otoriter anlayış olarak bütün toplumun sadece kendi çağdaşlık, bilimsellik, akılcılık ve ilericilik formatı içerisinde şekillenmesini istemektedir. Resmi ideolojinin bizzat kendisi sorundur. Başörtüsü yasağı, resmi ideolojinin bütün topluma tek bir hayat tarzını dayatma girişiminin tipik bir tezahürüdür. Başörtüsü yasağı nedeniyle Türkiye’nin temel sorununun resmi ideoloji olduğu ortaya çıkmış bulunmaktadır. Resmi ideolojinin kendisi sorun olduğu kadar kendisiyle beraber bir başka sorunu da üretmektedir: Sadece resmi ideolojiye uygun görülen yaşam tarzının meşru, diğer yaşam tarzlarının gayri meşru ve ilkel olarak görülmesi. Dini ya da din dışı olan bütün farklı yaşam tarzlarının resmi ideolojinin öne çıkardığı laik ve çağdaş yaşam tarzı kadar meşru ve saygın olduğunun tanınması gerekmektedir.

Bütün yaşam tarzlarına, inançlara, değerlere ve kültürlere toplumsal hayatta özgürce kendilerini ifade etme imkânı verilmelidir. Kamusal alan, çoğunluk ve güçlü olanın egemenlik kurduğu bir iktidar alanı değildir. Devlet gücünü kullanarak hiçbir ideoloji ya da dinin kamusal hayatı işgal etmeye ve farklı yaşam tarzları üzerinde tahakküm kurmaya hakkı bulunmamaktadır. Dinî ve seküler yaşam tarzlarının hepsi kamusal hayatta kendilerine yaşam alanı bulmalıdırlar.

Başörtüsü yasağının ortadan kaldırılması için özel bir formüle gerek yoktur. Yapılacak iş çok basittir. Başörtüsü yasağını uygulayanlar, yasaktan vazgeçeceklerdir; böyle bir yasağı uygulamayacaklardır. Yani insanların kılık-kıyafetine müdahale etmekten vazgeçildiği andan itibaren sorun zaten çözülmüş olacaktır. Çünkü ortada başörtüsü diye bir sorun yoktur. Sorun olan başörtüsüne müdahale eden yasakçı uygulamadır. Çözümde aynı şekilde başörtüsünden vazgeçmeyi değil, yasaktan vazgeçmeyi gerekli kılmaktadır. Kızların başörtülerini çıkardıkları takdirde başörtü sorununun çözüme kavuşturulacağını savunanlar, özgürlükçü ve çoğulcu bir yaklaşım içerisinde olmayıp despot ve totaliter bir tutum içindedirler. Bu yaklaşım biçimi, yasağın kendisinden vazgeçmemekte, ama insanlara inanç ve yaşam tarzlarından vazgeçmeyi dayatmaktadır. Başka bir ifadeyle yasak ortadan kalkmamakta, ancak bireylerin tercih ve kimliklerini kendi elleriyle imha etmeleri önerilmektedir.

Başörtüsü sorunu sadece üniversitelerde olan bir sorun değildir. İş, sağlık ve sosyal hayatın bütün alanlarında ayrımcılığa ve hak ihlallerine neden olan bir uygulamadır. Hizmet veren-hizmet alan şeklinde ayırımlar yapılmadan herkes istediği kılık kıyafeti giyme hakkına sahip olmalıdır. Dinî ya da din dışı gerekçelerle yapılan hiçbir kıyafet tercihi hiçbir şekilde ayrımcılık nedeni haline getirilmemelidir. Şimdiye kadar başörtüsü yasağı nedeniyle, hak ve özgürlükleri ihlal edildiğinden dolayı mağdur olanlara maddi ve manevi tazminat ödenmelidir. Dindar üniversitede başörtüsünü taktığında, Alevi cem evinde ibadetini yaptığında, Kürt anadilde eğitim aldığında, kısacası herkes kendisi için iyi ve uygun gördüğü yaşam tarzı, inanç, kimlik ve kültürü yaşamaya başladığında daha özgür ve çoğulcu bir toplum olmaya biraz daha yakın olacağız.

 

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı