Liberal
Hürriyet: Bir Kelimenin Tekâmülü

Barika-i hakikat, müsademe-i efkardan doğar.

Namık Kemal

Özgürlük, alacakaranlıkta kalmış bir kavram. Kimin özgürlüğü, nerede özgürlük, niçin özgürlük ve nereye kadar özgürlük? Hepsi cevaplanmayı bekleyen sorular. Maalesef çok dalgalı bir derya burası. Kelime kelime değil, bir meydan-ı cevelan. Herkes cirit atıyor çevresinde umarsızca. Böyle olunca da, insan her duyduğunda biraz daha temkinle yaklaşıyor bu kelimeye ve biraz da korkuyla.

Kelimenin Tarihçesi

Bugünkü anladığımız mânâda özgürlük Batı’nın meşru çocuğu. Lügatlarını karıştırıyoruz bu medeniyetin. Ve görüyoruz ki kelimenin ilk anlamları köle olmamak, hür veya soylu olmak. Buradan anlaşılıyor ki özgürlük o devirde köle olmamak demek ve boş vakti olması insanın.

Eski Yunan’dan beri köleler insana vakit kazandıran ve iş gören birer araç olarak görülürdü. Endüstri devrimiyle birlikte, daha kompleks aletler geçti elimize: Makine. Makine işleyecek ve insanlara daha çok hayat hakkı tanıyacaktı. O çağlarda insanlar buna inanmıştı. Birçok bilim-kurgu eserinde hep makinelerin hükmettiği bir dünya işte bundan dolayı ana mekândı. Ama sonra görülür ki insanın içinde biriken bir de korku vardı, makineyi her geliştirdiğinde perçinlenen: Bu korku, makinenin insan hürriyetini hedef alabilme ihtimaliydi.

Ama görülür ki kavram aynı zamanda günbegün kemâle de erer, yani belli bir seviye kazanır, olgunlaşır. Düşünürler kafa yorarlar bu mesele üzerine. Artık hürriyetten bahsetmek ciddi bir iş olmuştur, entellektüel bir kaygı.

Bizde de kelime ilk olarak ‘serbestîlik’le karşılanır sözlüklerde, ‘hür oluş’ da kabul gören bir karşılık. Fakat, gün geçtikçe kelime dallanıp budaklaşır Avrupa’da. Her geçen gün yeni mânâlar kazanır. Her geçen gün daha da kapsayıcı bir hal alır. Kavram birçok alanda insana hürriyet tecrübesini teklif eder.

Avrupa sahnesini, Aydınlanma döneminin ‘iki meşru çocuğu’ olan liberalizm ve sosyalizm doldurduğunda, ‘müsademe-i efkardan’ galip çıkan esasında insanlıktır. Düşünce dünyasında kölelik kurumu her geçen gün biraz daha zayıflamaktadır, henüz pratikte tam olmasa da. Böyle olunca, kelime yeni denizlere yelken açar. Artık insan hakları tartışılır olmuş, bireysel özgürlüğe verilen önem artmış ve totaliter rejimler sorgulanmaya başlanmıştır. Özgürlük kavramıyla birey artık el eledir, diz dize.

‘Toplum mu birey mi’ ikilemi gerçi her zaman meşgul etmiştir düşünen insanı. İdrak edilen, biri olmadan diğerinin olamayacağıdır, ya da diğeri olmadan ötekisinin. Ama günbegün güçlenen ve taraftar bulan gerçek, bireyin toplum içindeki yeridir ve önemi. Toplum bir bütün iken, bireyin biricikliği hiçbir zaman unutulmayacaktır artık.

Toplumun iyiliği için bireyin hakları feragat edilemez. Varılan sonuç budur. Aksine, her bireyin iyiliğinin toplamı toplumun iyiliğidir. Bu insana olan güvenin tazelendiğinin en büyük kanıtı değil midir? İnsandan beklenen ona yüklenen sorumluluğu yerine getirmesidir sadece.

Hürriyet tehlikelerle dolu bir dünya, kendi yolunu kendinin çizmesi insanın.

Cemil Meriç

Günümüz Dünyasında Özgürlük

Modern zamanda dünyaya gözlerini açan nesiller, hep karşılarında hürriyeti buldular. Herkes ondan bahsediyordu övgüyle. İnsanlığın baştacıydı artık hürriyet; bir başkaldırıydı ve bir o kadar da isyan. İnsanlar kendi kafalarıyla düşünmek istiyordu, kendi başlarına seçmek. Birçokları için putları kırıştı hürriyet; insanlığın ‘düşünce tarlasındaki çitler’ bir bir devriliyordu artık. Geleneksel toplumlardaki sosyal baskılara başkaldırılar başlamıştı. Kilise tahtını kaybedeli çok olmuştu ama şimdiye dek, düşünce dünyasında pek de ilişilemeyen kiliseler, dogmalar vardı ve bunlar da bir bir egemenliklerini yitirmeye başlamışlardı.

Toplumdaki her birey o ateşten gömleği giymek istemezdi şüphesiz. Çünkü özgürlük sorumluluk demekti ve bir parça da özgüven. Bazıları için sonunda mutluluk vardı, bazıları için ise hüzün. Tabiî ki bu da bir tercih meselesiydi; işte bu özgürlük değil miydi?

Gerçek ve doğrunun her birey için göreceli olduğunun kanıtlandığı bir dünyada insanlara zincir vurulabilir miydi artık? Tabiî ki hayır. Herkes kendi gerçeğini keşfetme yolunda hürdü ve herkes kendi gerçeğini istediği şekilde ve istediği kelimelerle anlatmakta. Böyle olunca tutarlılık gösteren her düşünce hayat hakkı bulmalıydı çünkü insan biliyordu ki bugün o düşünceye hayat hakkı tanımayanlar, yarın kendi hakikatlerinin budanmasına göz yümmuş olacaklardı.

Ne fikrî özgürlük, siyasî özgürlük olmaksızın var olabilir; ne de siyasî özgürlük, ekonomik özgürlük olmadan. Hür bir kafa ve serbest bir piyasa bunların neticeleri.

Ayn Rand

Ve Türkiye

21.yy. Türkiyesi... Ve herkesin ağzında gevelediği bir kelime var: Hürriyet. Herkes birşeylerin özgürlüğünü talep ediyor, yakınmalar dinmiyor hiç. İyi de insan nasıl ulaşacak hürriyete? Hele belli bir yaşa gelmişseniz, devletin eğitim süzgeçinden geçmişseniz nasıl gelişecek hürriyet düşüncesi?

Aydınların birçoğunun derdi Türk insanına, bu karmaşık dönemde ve akabinde bir ‘modus vivendi’ armağan etmek. Peki, bir arada yaşayabilmenin ölçütleri neler? Böyle bir uzlaşmaya nasıl ulaşabiliriz ve herkesin birbirine, yani farklılıklara saygı duyduğu bir dünyaya?

Bugün Türkiye’deki genel tabloya bakıldığında görülüyor ki insan hürriyeti kavramına gelen tehditler, onu koruması amacıyla inşa edilmiş devletten geliyor. Bu ne kişilerin problemi ne de bu toprakların. Bu halihazırdaki sistemin problemi. Devlet bürokrasisi ve onun koruduğu değerler bütünü, geride kalanların hepsini ötekileştirmekten geri durmuyor. İnsanların küçük yaşlardan itibaren maruz kaldığı resmî ideoloji telkinleriyle mi hür bir kafa oluşturulacak? Devlet kurumlarının sımsıkıya bağlı olduğu ve kitleler tarafından tartışılması sakıncalı olan ilkelerimiz var bizim. Böyle olunca, hangi hürriyetten söz edebiliriz?

Bütün bunlar birer engel ise, ne yapmamız gerek peki? Her ne kadar düşünce özgürlüğünün haysiyeti Ceza Hukuku’ndaki muğlak kanunlarla zapt altına alınmaya çalışılsa da, yapmamız gereken tercihlerimize uyup en azından kendimize biraz saygı göstermek değil mi? Önyargıyla çevrili sosyal ve politik hayatımız, ideolojilerin malı olmuş kelimelerimiz ve tabulara esir olmuş beyinler... İşte Türkiye önemli bir karar aşamasında ve tercihini yapacak. Umarız ki bu tercih barış, özgürlük doğrultusunda ve hep sorgulayanların ve düşünenlerin hayrına olur!

Ramazan Hakkı Öztan

Hacettepe Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğrencisi

 

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı