Liberal
Küreselleşme Karşıtlığı İle Mücadele: Bir Hoşnutsuzluklar Üçlüsü, Jagdish Bhagwati

Küreselleşme Karşıtlığı İle Mücadele: Bir Hoşnutsuzluklar Üçlüsü, Jagdish Bhagwati

Düşman tutkuların ve bazen de şiddet gösterilerinin merkezi noktası olan küreselleşme, sonu gelmeyen münakaşaya konu olan bir fenomen olmuştur. Taraftarları onun faziletlerinden ve kaçınılmazlığından bahsederlerken, karşıtları onun sözde kötülüklerinin olduğunu iddia ediyorlar. Küreselleşmeye karşı yapılan protestoların çoğu şey kapitalizm fikri, küreselleşme süreci ve çok uluslu şirketlerin davranışları hakkındaki bir hoçnutsuzluklar üçlüsüdür. Bu üç hoşnutsuzluk pek çok göstericinin hafızalarıyla bağlantılı hale gelmiştir. Düşmanları küreselleşmeyi, çok uluslu şirketlerin uzun erimli B-52’leri olarak işlev gördüğü kapitalizmin yayılması olarak görürler.

20. yüzyıl sona ererken kapitalizm, rakiplerini (faşizm, komünizm, ve sosyalizm) yenmiş görünüyordu. Alternatif kalkınma modellerinin ortadan kalkması, sosyalistlerden devrimcilere kadar uzanan ve yok olan rüyalarının nostaljisine esir kalan savaş sonrası dönemin eski anti-kapitalistlerin kederli tepkisine neden oldu.Fakat küreselleşme daha genç bir grup muhalifin saldırısına maruz kaldı. Seattle, Washington, Prag, Quebec ve Cenova’da yapılan son dünya ekonomik toplantılarının caddelerinde çok belirgin olan ve üniversite kampüslerindeki hareketlerde sesini duyuran bu genç muhaliflerin hırsı, yaşlı neslin nostaljilerinden çok daha etkilidir.Bu gençlerin büyük çoğunluğu kapitalizmi sosyal adalet sorunlarına makul cevaplar veremeyen bir sistem olarak görürler. Bu şüpheci gençlerin çoğu, Hindistan gibi ülkelerde uygulanan ve sistem bazında niceliksel dağıtımlarla piyasaların yerini alan sosyalist planlamanın fırsat eşitsizliğini artırdığından habersiz görünüyor. Sosyalizm sadece iyi ilişkiler kuran ve iyi donananın atlayabildiği kuyruklar oluşturdu, halbuki piyasalar daha çok sayıda insanın hedeflerine ulaşmalarına imkan verir. Aksine, kapitalizm imtiyazı ortadan kaldırabilen ve çok sayıda insana iktisadi imkanlar sunan bir sistemdir, fakat bu gerçek kapitalizmin önde gelen muhaliflerinin çoğu tarafından dikkate alınmamaktadır.

Eğitimin Tehlikeleri

Bugünün pek çok genç ve amansız anti-kapitalistleri toplumsal uyanışlarını ekonomi dışındaki alanlarda olmak üzere kampüslerde kazandılar. İngiliz dili, karşılaştırmalı edebiyat ve sosyoloji bu tür muhaliflerin yetişme kaynağıdırlar. “Anlamların sonsuz ufku” olduğunu savunan Fransız filozofu Jacques Derrida’nın ileri sürdüğü yapıbozumculuk, tipik edebiyat öğrencisini kaynaksız bıraktı. Derrida’nın tekniği Marksizm dahil her siyasi ideolojiyi yapıbozuma uğratır. Bununla beraber, genel manada Marksizm değil fakat kapitalizm bu çabaların odak noktası oldu. Ayrıca, takipçilerinin çoğunun anarşiye yönelmesi paradoksal sonucu dolayısıyla bu süreç, genellikle nihilistik tonlar taşır.Sosyolojide yeni edebiyat teorisi ile eski Marksist anlayış çoğu öğrenci üzerinde aynı etkide bulunur. Sosyoloji değerlerle ilgiliyken ekonominin de değerlerle ilgili olduğunu iddia eden bu öğrenciler, kapitalizmin iktisadi argümanlarından nefret ederler. Ekonomistler bunlara, vatandaş olarak hedefler seçebildikleri, fakat ekonomist olarak kamusal mal üretimi için uygun kurumsal bir modelle insanlığın en temel güdülerini denetim altına alma yollarını seçtikleri şeklinde cevap verirler.Pek çok radikal sosyolog tarafından yapılan, ahlak kurallarına ulaşmada sosyolojinin ekonomi biliminden daha iyi bir yönlendirici olduğu öngörüsü de yanlış anlaşılmaktadır. Elbette, sosyolojinin akraba disiplini olan ve bağlılarının çoğu hükümetlerdışı örgütler (NGO)de, vakıflarda ve Dünya Bankası’nda yer bulan sosyal antropoloji, geleneksel olarak kültürleri korumaya meyillidir; halbuki ekonomi, değişim için bir araçtır. Fakat büyümeyi hızlandırmak için ekonomik analizleri kullanarak fakirliği azaltmak ve böylece halkı kazançlı istihdama ve onurlu yaşama sevk etmek ahlaki, ve bir mecburiyet değilse nedir?Bilimsel teori dışında, bugün gençleri antikapitalist tavırlara sevkeden diğer kaynaklar, kablolu televizyon ve internet gibi yeni teknolojilerde bulunabilir. Bu yenilikler, küreselleşme eleştirilerinin çoğunda kendisini çok uzaktakilere empati duymak ve sıkıntılı durumlarını iyileştirmek için ne yapılabileceği konusundaki yetersiz entellektüel kavrayış arasında varolan uyumsuzluğu açıklamaya yardım eder.Neticede ortaya çıkan tansiyon, içinde yaşadığımız kapitalist sisteme karşı mutsuzluğa ve onun belirgin duygusuzluğuna kızgınlığa dönüşür.Filozof David Hume’un belirttiği gibi, normal olarak başkasına karşı duyduğumuz empati çekirdek ailemizden geniş ailemize, yerel toplumumuza, devlet ve ülkemize, milletimize, coğrafi bölgemize, ve dünyaya giderken azalır. Fakat televizyon ve internet sayesinde dünya şimdi bizim kapı komşumuzdan daha yakın görünmektedir. Bu teknolojiler oldukça acıklı imajları evimize getirmiştir. Ve bugünün genç insanları, dünyanın en ücra köşelerindeki fakirlik, iç savaşlar ve kıtlıkları gördüğü ve bunlardan kederlendiği zaman, bu sorunlarla mücadele etmek için rasyonel ve uygun bir faaliyet alternatifleri yoktur. Örneğin 1999’da, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’nün yargısal kolunun kaplumbağalar lehine kısa süre önce getirdiği kurallardan habersiz olan ve DTÖ’nün Seattle’deki toplantısını protesto eden çocuklar örgütü suçlamak için kaplumbağa gibi giyindiler. Gerçekten, bilgi ve meşru siyasi eleştirileri hakkeden bir kaç ciddi NGO’nun olduğu doğrudur, fakat sokakları karıştıran onlar değil.

Kapitalizmi Lanetleme

Görülmesi kolay fakat kabul edilmesi güç nedenlerden dolayı kapitalizm karşıtlığı, solcu öğrenciler arasında küreselleşme karşıtlığına dönüştü. Küreselleşmenin yalnızca kapitalizm karşıtı iç mücadelelerin dışa vurumu ve aslında küreselleşmenin aynı zamanda kapitalizmin zayıf ulusları sömürmesi olduğu zannı, soldaki idealist gençler arasında yankılanan bu iki fenomeni birbirine bağlamanın açıklamasını temin eder. Kapitalizmin küreselleşmeyi kendi çıkarına kullandığını ve bu süreçte kendi dışındakilere zarar verdiğini ileri sürerler.Bu yaklaşımın merkezinde “tekellerin” – bugün anti-küreselleşme literatüründe çok uluslu şirketler genellikle bu şekilde tanımlanırlar- sorunun kaynağı olduğu öngörüsü vardır. Bu tür tekellerin dış dünyadaki insanları faydalandırmadan ziyade sömürdüğü ileri sürülür. Böylece küreselleşme, Batıda kapitalizmin çökmesini geciktiren ve diğer ülke insanlarına zarar veren haris bir güç olarak görülür. Şüphesiz böyle tavırlar, büyük de olsa rekabet yoluyla birbirlerinin altını oyan çok uluslu şirketlerin gücünü çok fazla abartmaktadır. Çok uluslu şirketlerin siyasi gücü genellikle ekonomik ve ulusal rekabet tarafından boğulmaktadır.Buna rağmen küreselleşme karşıtları, çok uluslu şirketlerin her durumda kötü olduklarında ısrar ediyorlar, çünkü evrensel olarak paylaşılmayan düzenlemeler olmaksızın küresel bütünleşmenin kesinlikle çok uluslu şirketlere her şeyi çok kolaylaştıracaktır. Protestocular çok uluslu şirketlerin, işçileri ve ulusları sömürmek amacıyla en uygun yeri arayarak kar peşinde koştuklarını iddia ediyorlar; böylece sosyal düzenlemelerde kendi kazançlarını terk etmek için kendi ülkeleri üzerinde sözde “sonuna kadar yarışa” yönelten büyük baskılar kurarlar. Fakat bu senaryo, bazılarına göründüğü gibi, yakın bir incelemeden sonra ayakta kalamaz. En son yapılan ampirik çalışmaların çoğu bu sonuna kadar yarışın uygulamada olmadığını göstermektedir.Kitaplarda onları engelleyen hiçbir yasa olmadığında bile, çok uluslu şirketlerin neden nehirleri ve havayı kirletmediği konusunda pek çok açıklama var. Çevreye dost olmayan teknoloji seçmemenin ekonomik nedenleri bir yana, asıl engel kötü bir şöhret alma korkusudur. Bugünün CNN, sivil toplum ve demokrasinin yayılması dünyasında çok uluslu şirketler ve onların çalıştığı ülkeler seçmenlerine yabancılaşmayı göze alamazlar.

Zayıf İttifaklar

Küreselleşme karşıtlarının son başarıları, genç tahrikçiler, işçi hareketi gibi geleneksel lobiler, çevre gibi yeni baskı grupları ve insan hakları vaizleri arasında sağlanan tesadüfi ittifakla açıklanabilir.Seattle bu grupların bir koalisyonlar takımı olarak birleşip ortaya çıkmalarını gördü. “Kamyoncular ve kaplumbağalar” grubu sendikaları, öğrencileri ve çevrecileri kapsıyordu. Bu arada, çevreciler mavi yakalı sendikalarla birleşerek bir “yeşil ve mavi” ittifakı gerçekleştirdiler. “Çalışma standartları”nın yerini, insan hakları savunucuları ile sendikalar arasındaki ittifakı başlatan toplu bir çığlık olarak “çalışma hakları” aldı. Üniversite kampüslerinde büyüyen sweatshop hareketi, yazlık stajyerliklerinden dönen ve sonra arkadaşlarını ve fikirlerini sendikalara taşıyan öğrenciler tarafından başarıldı.Bununla beraber, bu ortaklıklar küreselleşme karşıtlığını daha etkili kılmalarına rağmen ittifaklar zayıf kaldılar. Böylece 11 Eylül Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırıdan sonra üniversite kampüsleri savaş karşıtı tutum takınırken sendikaların desteklemesiyle birlikte sendikalar ile öğrenciler arasındaki koalisyon parçalanmaya başladı. Öğrenci göstericilerin Seattle, Quebec ve Cenova’da şiddete yönelmeleri sendikacıların endişelenmelerine neden oldu. İşçi hareketinin saflarında bu tür taktiklere sempatiyle bakılmaz. Şu an bu koalisyonda çok fazla çatlak var, ve eğer her biri başka bir yörüngeye yönelirse olumsuz küreselleşme karşıtlığı gündemi, bu umutsuz grupları bir arada tutmak için yeterli olmaz.Buna rağmen, kapitalizm, küreselleşme ve çok uluslu şirketler hakkında bir sürü  yanlış önyargılar kamusal alanda sağduyu ve bilgi ile karşılık bulmazsa anti-küreselleşme hareketi pek çok durumda rahatsız edici bir unsur olarak kalacak. Bu daha başarılmadı; örneğin, “bazı sosyal hastalıklar kötüye giderken kapitalizm gelişiyor ve ekonomik küreselleşme artıyor, öyleyse birinci fenomen ikincisinin nedenidir” varsayımının yaygınlığı hayret vericidir.

Öyleyse, küreselleşmeyi olumlu görenlerin önündeki asıl görev, anti-küreselleşme duygusunun entelektüel ve diğer desteklerinin çoğunda var olan, refahı artırma anlamında ekonomik olarak faydalı olabilirken küreselleşmenin fakirlik, okur-yazarlık, cinsiyet eşitliği, kültürel özerklik ve çeşitlilik konularında toplumsal açıdan kötü olduğu bilgisine karşı koymaktır. Biri konu hakkında derin ve ampirik düşünmeye başladığında, küreselleşmenin toplumsal gelişmenin düşmanı değil aksine dostu olduğunu ispat etmesi güç değil. Tekrar çok uluslu şirketleri ele alırsak, bazılarının iddia ettiği gibi onlar kadınları rencide mi ediyor? Ülkenin refah yıllarında Japon çok uluslu şirketleri Japon erkeklerini tüm dünyaya götürdü. Ancak bunlar da eşlerini Japon ev kadınlarının kendileri için kadınların nasıl daha iyi şartlara yöneldiğini gördükleri New York, Paris, Londra ve Batının diğer şehirlerine götürdüler. Bu deneyim, bu kadınların çoğunu değişimin feminist temsilcilerine dönüştürdü.Bu arada, Elizabeth Brainerd ve Sandra Black gibi iktisatçıların gösterdiği gibi, kadınlara karşı ücret farklılıkları uluslararası alanda rekabet eden endüstrilerde daha hızlı azaldı, çünkü bu endüstriler erkekler lehine tavır takınmayı göze alamazlar. Fakir ülkelerin kadınları bile global endüstrilerde iş bulduklarında bundan istifade ediyorlar. Bazı feministler, genç kızların çok uluslu şirketler tarafından açıkça sömürüldüğünü ve evlilik çağına varır varmaz da yaptıklarından hiçbiri yetenek elde etmeden evlerine gönderildiklerinden şikayet ediyorlar. Fakat bu kızlara kendi deneyimleri hakkında bir soruşturma yapan biri evden uzakta çalışma yeteneğinin, kazandıkları para gibi özgürleştirici olabildiğini görür.Bununla beraber, üniversiteli anti-sweatshop eylemcileri hala yabancı işçileri sömürüyorlar diye çok uluslu şirketleri suçluyorlar. Fakat Kolombiya Üniversitesi Ticaret Okulu öğretim üyelerinden Ann Harrison’unki gibi çalışmalar, gelişmekte olan bazı ülkelerde çok uluslu şirketlerin (yalnızca piyasa ücreti veren taşeron firmalar veya parça sağlayıcı şirketlerden farklı olarak) en azından kendi fabrikalarında çalışanlarına %10 daha fazla ücret ödediklerini gösteriyor.

Ne Kadar İyi, Yeterince İyidir

Küreselleşmenin sosyal etkisi hakkındaki genel kanaat yanlış anlaşılmaktadır. Fakat yalnızca küreselleşmenin “genel anlamda” veya “aşağı yukarı” faydalıdır argümanına geri gelmek yeterli değildir. Küreselleşmenin ara sıra vuku bulan kötü yanları dile getirilmeye devam edilmelidir. Bunu yapmak yaratıcı kurumsal ve yenileşme politikasını gerektirir. Örneğin, daha serbest ticaretin pek çok durumda hesap yapamaz olarak görünmesinin verdiği güvensizlik –iktisatçıların istihdamın artan uçuculuğunu gerçekçi belgelendirmeleri tarafından doğrulanmasalar bile- yapısal yardım ilkesi doğrultusunda düzenlenmeyi gerektirir. Böyle yardımları ödeyecek kaynaklardan mahrum olan fakir ülkelerde bu tür programlar, bu kuruluşun övdüğü ve ilerlettiği küreselleşmeyi güzel göstermeye odaklanan Dünya Bankası yardımı tarafından desteklenmek zorundadır.Sivil toplumun büyümesiyle birlikte küreselleşmenin hangi hızla toplumsal konulara eğileceği konusunda haklı bir sabırsızlık var. Örneğin, zamanla büyüme sağlanırsa, çocuk işçi çalıştırma kesinlikle azalacaktır. Bu anlamda, küreselleşme sorunun değil, çözümün bir parçasıdır. Fakat insanlar ilerlemenin daha hızlı olmasını istiyorlar. Yine de küreselleşmeyi ilerletmenin yolu Senatonun ve belli lobilerin tasallutunda kalan ticari müeyyideler değildir; müeyyideler, piyasanın işleyişini bozmak ve korumacılığı teşvik etmekle küreselleşmeyi tehdit eden bir çıkar yoldur.Şüphesiz, büyük ahlaki rezaletlere neden olan durumlarda müeyyidelerin kapsamlı bir uygulaması faydalı olabilir. Fakat diğer durumlarda, ikna, özellikle bizim ahlaki sağduyumuza hitap eden toplumsal konular için kesinlikle daha yüksek bir başarı şansına sahiptir. Şu anda CNN ve NGO’lar sayesinde bu, özellikle doğrudur. Böyle durumlarda sözlü iyi bir tenkit, ilerici toplumsal gündemleri ilerletmek için müeyyidelerden daha etkilidir. Aslında, yaptırımlar sadece faydasız değil aynı zamanda kazancı bile düşürür. Bir örnekte, 1995 Harkin Çocuk Çalışmasını Caydırma Yasa teklifine dahil edilen ihracatlara karşı açık tehdit, çocukların Bangladeş’in tekstil fabrikalarında işten atılmalarına yol açtı. Kız çocukları daha kötü bir istihdama maruz kaldılar: fahişelik. Bunun aksine, Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından Çocuk Çalışmasını Ortadan Kaldırmak için Uluslararası Program yürütülmektedir. Bu çaba müeyyidelerden sakınıyor, onun yerine yerel NGO’lar, ilgili yardım yapanlar ve işbirliği taraftarı hükümetler ile işbirliği yaparak çocuk istihdamını azaltmaya çalışıyor. Bu program çocukların okula gitmelerini, her şeyden önce okullarının onlar için var olduğunu ve gerektiğinde bir çocuğun gelirinden mahrum olan fakir anne-babalara parasal desteği garanti ediyor.Ahlaki ikna yöntemini kullanmanın büyük bir üstünlüğü, onun giderek 21. yüzyılı niteleyen iki büyük güce, genişleyen küreselleşme ve büyüyen sivil toplum, katılmasıdır. Çatışmadan ziyade ortaklık, ortak başarıya götürür ve kesinlikle kavgasını vermeye değer.

Son olarak, çok uluslu şirketler, cahil, ideolojik veya stratejik saldırılara karşı savunulmalıdır. Çok uluslu şirketler genellikle iyilik yapar, zarar vermezler. Bununla beraber, soru, bize daha fazla iyilik yapmak için yardım edebilirler mi olmak zorundadır. Tasfiyecilere göre çok uluslu şirketler değil, fakat hissedarlar toplumsal iyilikleri yapmalıdırlar. Fakat bu ifade fazla bir anlam ifade etmez. Kar amaçlı olmayan çok uluslu şirketler toplumun imtiyazlı olmayan kesimine yardım eder. Kolombiya Üniversitesi, öğrenci ve öğretim üyesi kaynaklarını Harlem’deki fakirlere yardım etmek için kullanıyor. Bu arada, Microsoft ve IBM benzer biçimde, faaliyet gösterdikleri toplumlara yardım ediyorlar. Bugün daha çok şirket, kendilerine göre bunu yapmalıdırlar. Bunun esası çoğulculuktur: Hiçbir NGO veya hükümet çok uluslu şirketlerin ne yapmak zorunda oldukları konusunda bir hakka veya irfana sahip değildir. Sosyal fayda çok boyutludur ve farklı çok uluslu şirketler meşru olarak toplumsal sorumluluğu global ekonomide farklı biçimde tanımlayabilir ve tanımlamak zorundadır. Küreselleşmenin insani yüzüne daha fazla renk verecek zengin bir toplumsal faaliyet bahçesi yaratacak yüzlerce çiçeğin açmasına müsaade edilmelidir.

Çeviren: Muhittin ATAMAN

 

Küreselleşme Karşıtlığı İle Mücadele: Bir Hoşnutsuzluklar Üçlüsü,Jagdish Bhagwati, Liberal Düşünce, Sayı 27- Yaz 2002

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı