Liberal
Liberal Düşüncenin ve Türkiye'nin Geleceği, Atilla Yayla

Liberal Düşüncenin ve Türkiye'nin Geleceği, Atilla Yayla

14 Kasım 2008

PROF.DR.ATILLA YAYLA

Liberal düşünce geleneğinin insanlığın fikir birikiminin ağırlıklı kısmını kapsadığı, fikir tarihiyle ilgilenen herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Bu gelenek üç yüz yıllık zengin bir birikime sahiptir.

Locke, Hume, Smith, Constant gibi klasik filozoflardan günümüzün etkili yazarları David Friedman, David Schmidtz, Randy Barnett ve diğerlerine çok güçlü yazarlarca temsil edilegelmiş ve insanlığın temel problemleriyle ilgili mühim tezler geliştirmiştir. Bu büyük gelenek, Osmanlı Devleti'nin son yıllarında, ülkemiz entelektüellerini de tesiri altına almış ve Prens Sabahattin ve Mehmet Cavit Bey gibi şahsiyetlerin çalışmalarında ifadesini bulmuştur. Tek Parti Cumhuriyeti dönemi diğer siyasi-iktisadi fikir akımları gibi liberal düşünce geleneğini de zor şartlara mahkûm etmiş ve gelişmesini ve yaygınlaşmasını engellemiştir. Bu dönemde liberal fikir adamları pek çıkmamış, bazı liberal fikirlere sahip kimseler de ya resmi ideolojinin fikir dünyalarına sızmasını önleyemediklerinden ya da resmi görüşleri liberalizmle birleştirmeye çalıştıklarından Kemalizm'in içinden konuşmaya çalışmıştır. Bu yüzden, haliyle, liberalizm gelişememiştir.

Liberaller sahneye çıkmaya başlıyor

Tek Parti Cumhuriyeti'nden çıkış işaretleriyle beraber liberal düşünce de canlanmaya başlamıştır. Bunun ilk sonucu Ali Fuat Başgil ve Ahmet Emin Yalman'ın öncülüğünde kurulan ve İstanbul'da faaliyet gösteren Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti'dir (HFYC). Cemiyet kısa ömründe önemli işlere imza atmıştır. Ne yazık ki, Başgil ile Yalman arasındaki ihtilaf cemiyeti duraksatmış ve demokrasinin çalkantılı ilk yıllarındaki tehlikeli kutuplaşma HFYC'deki liberallerin bazılarını Kemalizm'e saplanma vahim hatasına düşürmüştür.

HFYC'nin batmasıyla ülkemizde liberalizm derin bir sessizliğe bürünmüştür. 1960 darbesinden sonra, dünyadaki havanın da bir yansıması olarak, Türkiye sosyalist kollektivist akımların müthiş bir atağına sahne olmuştur. Sosyalist fikirler emin adımlarla entelektüel hayatı adeta işgal etmiş ve pek çok aydının kafasına ve gönlüne yerleşmiştir. Sosyalist kollektivizme cevap, olması gerektiği gibi, liberalizmden gelmemiş, gelememiştir. Büyüyen sosyalist akımlar başka bir kollektivist akımı, milliyetçiliği teşvik etmiştir. Çok geçmeden, özellikle İran İslam Devrimi'nden sonra, bunlara canlanan İslamcılık eklenmiştir. 1980'lerin başında Türkiye'de sosyalizm, milliyetçilik ve İslamcılık adı verilen üç kollektivist akım vardır. Bu akımlar yer yer birbirlerine rakip görünseler bile birçok bakımdan iç içedir. O yıllarda sosyalistler özde milliyetçi, milliyetçiler hayli sosyalist ve İslamcılar biraz milliyetçi ve ciddi ölçüde sosyalisttir.

Turgut Özal'ın Türkiye'yi dünyaya açma ve Türkiye ekonomisinin sosyalist devletçi yanlarını törpüleme çabaları çeşitli geleneklerden gelen fakat yıllardır bağlandıkları paradigmaları ciddi biçimde sorgulayan bazı aydınların dönüşümlerini ve liberalleşmelerini hem kolaylaştırmış hem hızlandırmıştır. Bu süreçte özellikle Ankara ve İstanbul'da bir kısmı birbirinden habersiz, bir kısmı birbirini tanıyan bazı entelektüeller liberal tezleri öğrenmiş ve kendilerini liberal olarak adlandırmaya hazır hale gelmiştir. 1980'lerin sonunda Doğu Avrupa'nın, 1991'de SSCB'nin sosyalist rejimlerinin çökmesi bu kimselerin yeni etiketlerini ilan etmelerini kolaylaştıran son etken olmuştur. Böylece, 1990'ların başında liberaller sahneye çıkmaya başlamıştır. İtiraf etmek gerekir ki, bu çok kolay olmamıştır. Bir avuç liberal, çok geçmeden, Kemalist, sosyalist, İslamcı çevreler ve yayın organları tarafından çeşitli şekillerde taciz edilmiştir.

Son zamanlarda yapılan tartışmalarda, bazı kimseler liberallerden söz ederken "sözde", "liberal olduğunu iddia eden", "kendine liberal diyen" gibi ifadeler kullanmakta veya liberal kavramını tırnak içinde yazmaktadır. Bunun anlattığı, bu kimselerin liberalizmi mahiyeti icabı yanlış veya kötü görmedikleri fakat Türkiyeli liberallerin fikir ve tavırlarını liberal bulmadıklarıdır. Bu insanların liberalizmi peşinen reddetme eğiliminde olmamaları sevindiricidir. Umulur ki bir gün "gerçek" liberalizmin ve somut sorunlar karşısında "gerçek" liberal tavrın ne olduğunu da öfkelenmeden, kimseye lakap takmadan, incitici sıfatlar kullanmadan, suçlamadan, karalamadan, küfretmeden açıklayabilecek seviyeye yükselirler.

Liberal düşünce geleneği üç ana çizgiyi içinde barındırır. Bunlar klasik liberalizm, liberteryenizm ve anarko-kapitalizmdir. Klasik liberaller -ki aralarında Locke, Smith, Hume gibi klasik, Mises, Hayek, Friedman gibi modern filozoflar vardır- devleti gerekli görür ve üç temel (savunma, güvenlik ve adalet) göreve ilaveten bayındırlık hizmetlerinden sosyal güvenlik hizmetlerine kadar bazı alanlarda devlet faaliyetlerine yer verirler. Liberteryenler, -Nozick ve Rand gibi- kesinlikle üç görevle sınırlı devlet isterler. Anarko-kapitalistler ise -Rothbard ve D. Friedman gibi- devletsiz toplum düzenini arzularlar. Bütün dünyada liberal çizgiyi sürükleyen bu üç akımdır. Ancak, liberal fikriyatın büyük ağırlığı diğer birçok akımı da etkilemektedir. Bu çerçevede liberal muhafazakârlık, liberal milliyetçilik, liberal sosyal demokratlık (sosyal liberalizm) gibi çizgiler de belirmiştir. Ancak, ağırlık ilk üç akımdadır. Diğerleri hep onların etrafında dolaşmaktadır. Değişik çizgilerin ana akımlardan etkilenmesi tabii ki iyi bir şeydir. Zaten, çoğu zaman, liberallik bir ya hep ya hiç meselesi değil daha ziyade bir derece meselesidir. Burada önemli olan bu eklektik oluşumlarda belirleyici olanın liberalizm olmasıdır. Aksi takdirde, liberal etiketi muhafaza edilse bile, liberal çizginin dışına savrulmak kaçınılmazdır.

İlginç bir konu, sosyal liberal veya modern liberal denilen çizginin durumudur. Sosyal liberallerin çoğunun, liberal siyasi tezlerle bir ihtilafı yoktur. İtirazları devletin ekonomideki rolüne ilişkindir. Piyasanın yarattığına inandıkları "gelir eşitsizliği"nin ve "adaletsizliğin" devletin müdahalesiyle giderilmesi bu kimselerin başlıca talebidir. Şüphesiz, bu cazip bir temennidir, ama bu temenni somut bir politika haline getirilmek istendiğinde büyük zorluklar ortaya çıkar ve anayasal yönetim, kuvvetler ayrılığı, anayasal insan hakları rejimi, piyasa ekonomisi gibi liberal değerlerin-kurumların rafa kaldırılmasıyla sonuçlanacak bir süreç başlayabilir. Bu yüzden, sosyal liberallerin tam olarak ne istediğini anlamak için onların somut politika önerilerine de bakmak, iyi niyetli temennilerini dinlemekle yetinmemek gerekir. Abartıldıklarında, bu öneriler, liberalim diyenleri, illiberal bir sosyal demokrat çizgiye hatta daha aşırı bir noktaya taşıyabilir.

Aydınlar herkes için eşit özgürlüğe hazır mı?

Keynesyenizm ise liberallerin ekonomi teorisindeki başlıca muhalifidir. Keynesyenizm bir ara demokratik ülkelerde çok baskın olmuş, ama zamanla hem zararlı sonuçlar yarattığı görülmüş hem de liberaller tarafından entelektüel olarak çürütülmüştür. Buna rağmen, hâlâ, her demokratik ülkede ekonomi politikalarında hatırı sayılır bir yer işgal etmektedir. Keynesyenizm'i ana liberal çizgideki hiçbir liberal otantik anlamda liberal görmez, müdahaleciliğin modern zamanlardaki en zararlı hali sayar. Keynesyenizm piyasa ekonomisinin müdahaleci devletin kontrolüne sokulmasdır. Bu yüzden, sadece siyasi bakımdan liberal olmakla kalmayıp iktisadi liberalizmi de benimseyenlerin, çelişkiye düşmemek için, Keynesyenizm'in liberal yelpazede yerinin ne olduğu konusunda dikkatli olması gerekir.

Liberaller için bir diğer mesele, ABD'de liberalizm kavramının bir anlam dönüşümüne uğramış olmasıdır. Bu ülkede sosyal demokrat tabiri yoktur, onun yerini liberallik almıştır. Hatta liberal etiketi orada bazen sosyalistler tarafından da kullanılmaktadır. Liberal geleneğe otantik anlamda bağlı olanlar Amerikan liberallerini ya liberal saymazlar veya ABD söz konusu olunca kelimeyi sıfatlandırarak kullanırlar. Zira, özü itibarıyla devletin toplum hayatına müdahaleden uzak durmasını ifade eden liberalizm ABD'de müdahaleci çizgiyi isimlendiren bir etiket olmuştur. Mamafih, ABD'de ideolojik pozisyonlar girifttir, iç içe geçmiştir, liberal fikirler ideolojik ve siyasi pozisyonlar arasında dağılmıştır. Bu yüzden bir Türkiyeli liberal, cumhuriyetçilerde ve demokratlarda hem liberal hem illiberal fikirler teşhis edebilir.

Türkiye'de liberalizmin gelişmesi her yerde geçerli genel şartlara ilaveten bazı mahalli ve konjonktürel şartlara da dayanmaktadır. Esas mesele aydınların seçici, parçalı ve eklektik tavrıdır. Bir konuda liberal olan başka bir konuda çok illiberal olabilmektedir. Üzerinde düşünmemiz gereken konular vardır. Mesela, ülkemizin dindar muhafazakâr aydınları, zaman zaman bazı liberal tezleri seslendirmelerine ve savunmalarına rağmen, liberal fikirlere ne kadar açıktır? Din özgürlüğünü Müslümanların din değiştirme hakkını kabul edecek derecede benimsemeye yatkın mıdır? İktisadi alanda liberalizme mi yoksa sosyalizme mi daha yakındır? "Liberal sol" tabir edilen aydınlar siyaset ve sanat alanında savundukları özgürlüklerle bir iktisadi özgürlük rejimi olan piyasa ekonomisi ve serbest ticaret düzeni arasındaki kopartılamaz bağların ne kadar farkındadır? Türk veya Kürt milliyetçileri ayrımsız insan hakları rejiminin ancak soyut birey tiplemesi üzerinden kurulabileceğini, grup haklarına birey haklarından gidilebileceğini ve birey haklarıyla grup hakları çeliştiğinde anayasal demokraside birey haklarının tercih edilmesi gerekeceğini kabul etmekte midir? Kemalist aydınlar Türkiye'nin gerçek bir demokrasi olmak için tek parti döneminin bazı ilke ve uygulamalarını reddetmesi gerektiği anlaşıldığında gocunmadan bunu yapmaya hazır ve muktedir midir?

Son yirmi yılda Türkiye'de liberal düşünce çok mesafe kat etti. Ancak, hâlâ gidilmesi gereken uzun bir yol var. Şüphe yok ki, otantik liberal fikirler ne kadar yaygınlaşır ve derinleşirse ülkemizin problemlerini çözmesi ve medeniyet sürecinde ilerlemesi de o ölçüde kolaylaşacaktır. 1-2 Kasım'da İstanbul'da gerçekleştirilen ve yaklaşık 400 kişinin katıldığı Liberal Düşünce Kongresi katılımcıların ilgisi, konuşmacı ve yorumcuların derinliği ve iki hatta üç nesli bir araya getirebilmesi sayesinde bu doğrultudaki ümitlerimizi pekiştirmiştir. Kimsenin kuşkusu olmasın, Türkiye'de liberallerin bir geleceği ve Türkiye'nin daha liberal bir istikbali vardır.

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı