Liberal
Liberal ekonomi politikasının özü

Bazen akıl ve feraseti hiç tahmin etmediğiniz yerde bulursunuz. Örneğin, Cervantes’in bundan tam dört yüz yıl önce yazdığı romanda. La Manchalı Soylu Becerikli Şövalye lakaplı, ama gerçekte sadece komik ve başarısız olabilen hayalperest Don Küşot uşağı Sanço Panza’ya hayali bir valilik görevi ihsan eder. Ve ona gerçekten de manidar bir öğüt verir; “Sakın keyfi yönetime kalkışma, bu kendisini kurnaz sanan bilgisizlerin işidir.” İçinde birçok ve doğru şeyi barındıran ne muhteşem bir ifade!

Hukukun üstünlüğü klâsik liberal düşünce geleneğinin esas nüvesidir. Bu ilke devlet yönetiminin mümkün olduğunca önceden belirlenmiş açık kurallarla sınırlandırılmasını gerektirir. Liberal demokrasi kısaca ‘hukukun kral olduğu’ bir yönetim şeklidir. Liberalizmin bu asil ilkesinin gereği, elbette ki, devletin ekonomi politikasının, ya da kontrol ve müdahale yanlısı iktisatçıların aldatıcı terminolojisini bir an için kullanacak olursak, ‘ekonomi yönetiminin’ de önceden belirlenmiş, duyurulmuş ve taahhüt edilmiş kurallara dayalı olarak yürütülmesidir. Kısaca ifade edersek, kurallara dayalı bir ekonomi politikası anayasal demokratik yönetimin doğal bir gereğidir. Buna rağmen, günümüz liberallerinin bile çoğunun dikkatinden kaçan şey, devlet yöneticilerinin keyfi iradesinin ekonomi politikasına gelince hemen hiç sorgulanmamasıdır. Bu, belki de dikkatsizlik değil, büyük bir unutkanlıktır.

Keyfi ekonomi politikasının şu ya da bu minvalde icrası konu olunca ilgili herkesin söyleyecek bir şeyi vardır. Müdahalenin bu değil de şu şekilde yapılması istenir. Tek farklılık budur. Ama keyfi yönetimin kendisinin sorgulanması neredeyse hiç yoktur. Hemen herkes keyfi-müdahaleci anlayışı ‘baştan doğru’ olarak benimsemiştir ve her müdahalecinin gönlünde bir merkezi planlamacı vardır. İşte o planlamacı bizim bilmediğimiz şeyi bilir. Aslında, Friedrich von Hayek’in daha doğru bir ifadesiyle, bir ‘bilgi zannına’ sahiptir, bilgiye değil. Doğru faiz oranının ne olduğunu, kaynakların o sektöre değil de şu sektöre yönlendirilmesi gerektiğini, çok fazla tükettiğimizi, ya da fazla tasarruf ettiğimizi bilir, biz ise bilmeyiz. ‘Alın-verin, ekonomiye can verin’ gibi reklamları hazırlayıp bizim için iyi olan şeyi kendilerinin bildiklerini iddia ederler, biz onlardan akıl istemediğimiz halde. Bu zihniyet nedeniyle komik bile olurlar. 2008 krizinin, kaynakların Silikon Vadisi’ne yönlendirilmesi gerektiği halde konut sektörüne yönlendirilmesi nedeniyle doğduğunu öne sürebilirler. Hem de, Nasdaq ve dotcom ifadeleri ile adlandırılan bir teknoloji balonunun patlaması üzerinden daha on yıl bile geçmeden.

Bu unutkanlığın da katkısıyla, özgür bir toplumu daim kılmak için uygun olan kurallardan kaçınma güdüsü en çok ekonomi politikası sahasında başarı kazanmaktadır. Bizde de, bir süre önce gündeme gelen ‘mali kural’ ve hükümet tarafından göz ardı edilmesine yönelik nihaî tercih günümüzün iktisat tartışmalarında genel geçerlilik kazanan olağanüstü bir varsayıma dayanır. Bu varsayım, hükümetin bizler için, piyasa için, her zaman ve her yerde optimal olanı gerçekleştireceği yönündeki temelsiz inançtır.

Piyasalar beşeridir ve mükemmel değildir. Ekonomik aktörler tam bilgi ışığı altında optimal kararlar vererek, mükemmel kaynak tahsisi sağlayıp, eksiksiz bir rekabet piyasası içinde tam dengeye erişemezler, doğrudur bu. Devletin ve müdahalelerinin aksak rekabeti tam rekabete dönüştüreceği ise koca bir yalan. Devlet de beşeridir. O da eksik bilgi ile hareket etmektedir. Özel sektör girişimcileri gibi girişimsel öngörü hataları yapar, hem de ekonomi tarihinin gösterdiği üzere daha ağır hataları daha çok sıklıkla yapar. Devletin ‘ekonomik’ sorunu aslında çok daha derindir. O doğası gereği merkezi planlamanın hesaplama hatalarını fark edemez bile. Piyasaların üstünlüğü ise, kâr ve zarar disiplini sayesinde, doğru ve hatalı kararları tespit edebilme yeteneğidir. Bu sayede, piyasa süreci tüketicinin istediklerini daha iyi yapma, hatalı kararları ise tadil etme gücüne kavuşur.

Dolayısıyla, Milton Friedman para politikası bağlamında söylediği ama ekonomi politikasının geneli için de geçerli olan kanaatlerinde haklıydı; “Mevcut kanıtlar para politikasının ince ayarlamaları ile ekonomik etkinlikte ince ayarlamalar yapabilme ihtimali üzerine ciddi şüpheler düşürür… Bu yüzden, keyfi bir para politikasının yapabileceklerinde önemli sınırlar vardır ve bu tarz bir politikanın sorunları iyileştirmekten ziyade daha kötü hale getirmesi yönünde önemli bir tehlike de bulunur… ‘En iyinin çoğunlukla iyinin düşmanı olduğu’ şeklinde bir hayli önemli bir deyiş vardır. Yapabileceğimizden daha fazlasını yapma teşebbüsünün kendisi dengesizliği azaltmaktan çok artıracaktır.”

 

Kısacası, hükümet eylem ve müdahalelerinin optimale erişme gayreti nedeniyle, serbest piyasaların sunacağı ‘ikinci en iyilerden’ mahrum kalırız. Liberal ekonomi politikasının ilk kuralı ‘önce müdahale etmemek’ olmalıdır. Eğer müdahale edilecekse, bu da önceden taahhüt edilmiş kurallara riayet edilerek gerçekleştirilmeli, her benzer durumda farklı bir hareket tarzı ile belirsizlik yapay surette ağırlaştırılmamalıdır. İkinci kural, kesinlikle ama kesinlikle ‘devletin kazanan ve kaybedenleri belirlememesi’ olmalı. Ekonomik ve ahlaki uzun bir nedenler listesine istinaden. 2008 krizi, sonrasında Avrupa’nın ekonomik sıkıntıları ve gelişmekte olan ülkelerin büyüme seyirleri üstüne yapacağımız değerlendirmelerde bu kurallar ışığında düşünmemek önemli bir eksiklik olmaktadır.

Yeni Söz Gazetesi, 11.05.2015

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı