Liberal
Liberalizm, Atilla Yayla

Liberalizm, Atilla Yayla

Liberalizm*

Atilla Yayla

Liberalizm Nedir?

A. Liberalizm: Kelime ve Kavram

Liberalizm, siyaset teorisinde kullandigimiz diger birçok terime nispetle oldukça yenidir. Avrupa kaynakli, Ispanyolca’dan türetilmis bir kelime olmakla beraber, asli Lâtincedir. Ispanyolca’dan Ingilizceye geçmis ve ilk defa 19. yüzyilin baslarinda siyasî terminolojiye girmistir. Kelime, önceleri Ingiltere kaynakli (ulusal) olmayan politikalari ifade etmek amaciyla kötüleyici-suçlayici bir anlamda kullanilmistir. Garip ve ilginç

bir sekilde, izleyen yillarda Ispanyollar “liberal” sifatini Ingiltere menseli politikalari nitelendirmek amaciyla kullanmaya baslamis ve Lockecu anayasal monarsi ve parlâmenter yönetim ilkelerini savunan nilletvekillerini “liberales” olarak adlandirmistir.(1) Bir baska görüse göre, Adam Smith, Uluslarin

Zenginligi’ndeki “liberal ihracat ve ithalat sistemi” ifadesiyle liberal kavramini ilk kullanan yazar olmustur.(2) Zamanla kullanimi yayginlasan kavram, yüzyilin ortalarina ve sonlarina dogru siyaset sözlügüne iyice yerleserek, “laissez faire laissez passer” (birakiniz yapsinlar, birakiniz geçsinler) ifadesinin yerini almis ve düsünce özgürlügünü, ifade hürriyetini, basin özgürlügünü ve serbest ticareti savunanlarin adlandirilmasinda kullanilan etiket hâline gelmistir.(3) Ancak, daha sonralari liberalizmin bir kavram olarak gittikçe muglaklastigina ve asiri esneklik kazandigina sahit olunmustur. Gündelik dilde, liberalizm, çok sözü edilen fakat hem dogru dürüst bir tanimi yapilmadan hem de anlami ve önemi yeterince vurgulanmadan kullanilan bir kavram hüviyetini kazanmistir.(4) Simdilerde ne anlama geldigi tam olarak bilinmedigi gibi, 1980’lerdeki büyük dirilisine ragmen, hâlâ zaman zaman kötüleyici kinayici baglamlarda kullanilmaktadir. Ayrica, liberalizm deyince, belki de hakli olarak, liberal düsünürlerin çogunun iktisatçi olmasindan veya iktisatçi olmayan filozoflarin daha az taninmasindan dolayi, genellikle ekonomik bir doktrin akla gelmektedir. Sirf ekonomik bir doktrin olarak ele alindiginda da, liberalizm, yine olumsuz bir yaklasimla, “laissez faire kapitalizmi” ile özdeslestirilmekte ve kinanmaktadir. Etimolojik bakimdan “liberalizm” ve “liberty” (özgürlük) kelimeleri arasinda bir baglanti, bir birlesme vardir. Gerçekten, bireysel hürriyetin önemi hakkindaki ortak bir kanaat çogu liberalizm yorumlarinin kalbinde yatmaktadir.(5) Günlük dilde ise, Dâver’in belirttigi gibi “yerine göre liberal bir felsefeden, liberal bir siyasal doktrinden, nihayet ekonomik anlamda bir liberalizmden” söz edilmektedir. (6) Bazi yazarlar da liberalizmi siyasal bir teori veya doktrin olarak tanitmaktadir. Örnegin, Sabine’e göre liberalizm,

dar anlamda muhafazakârlikla sosyalizm arasinda yer alan, genis anlamda ise komünizme ve fasizme karsi olan bir siyasal teoridir.(7) Mises’e göreyse, “liberalizm bir politik doktrindir”. Yazar, liberalizmin bir “teori” olmadigini, praxeology (insan davranisini inceleyen disiplin) ve özellikle ekonomi ilmi tarafindan insanin davranis problemlerine yönelik olarak gelistirilmis teorilerin uygulanmasi oldugunu söylemektedir.(8) Bir baska ifadeyle, yazara göre liberalizm uygulamali ekonomiden ibarettir.

Liberalizmle siyasî düsünceler tarihi çerçevesinde mesgul olanlar, Sabine gibi, liberalizmin siyasal bir doktrin olarak tanitilmasinda birlesmektedir. Buna karsilik, liberalizmin esas itibariyle iktisadî bir doktrin oldugunu söyleyen yazarlar da vardir ve sayilari daha fazladir. Avusturya Okulu, Sikago Okulu ve

Kamu Tercihi Okulu gibi ekollerin zaman zaman liberalizmle özdeslestirilmesi bu yüzdendir. Ancak, liberalizmin ister siyasal ister ekonomik agirlikli bir doktrin olarak tanitilmasi, doktrin kavraminin tasidigi donukluk, dogmatiklik yüzünden, bazi liberal yazarlari rahatsiz etmektedir. Meselâ, Hayek’e göre, “liberalizm prensiplerinde, liberalizmin degismez bir dogma hâline gelmesini icabettirecek hiçbir cihet yoktur; liberalizmin bir defaya mahsus olmak üzere tespit edilmis sabit kaideleri mevcut degildir. Bir temel prensip vardir: Islerin idaresinde kendiliginden dogan (spontane) içtimaî kuvvetlere kabil oldugu kadar yer verilmeli ve zorlayici, tazyik edici tedbirlerden kabil oldugu kadar kaçinilmalidir. Fakat bu prensibin, sonsuz derecede çesitli tatbik sekilleri olabilir...”(9) Ne var ki, Hayek’in liberalizmin donuk bir doktrin olmadigini belirtmek için yaptigi bu açiklama, sonunda liberalizmin tamamen ilkesiz-kuralsiz bir “teori” oldugu yolunda yanlis kanaatler dogmasina yol açabilir. Liberalizmin bir takim ilkeleri vardir ve bunlarin ortadan kaldirilmasi hâlinde liberalizm de varligini yitirir. Liberal düsünce geleneginde bu ilkeleri en iyi formüle eden düsünürlerden biri de, bizzat Hayek’tir. Kendisi herhâlde “kanun hâkimiyeti” (rule of law) ilkesinin yasamadigi bir yerde liberal bir düzenin yasayabilecegine inanmayacaktir. Diger taraftan, liberalizmin hiç “sabit kaide”sinin olmadigi görüsü, liberalizmin sagdan soldan toplanacak fikir unsurlariyla olusturulabilecek “eklektik” bir teori oldugu sonucuna da ulasabilir. Oysa liberal program, farkli fikir sistemlerinin çesitli parçalarinin keyfî biçimde bir araya getirilmesiyle olusturulmus, rastgele bir sistem degildir. Parçalari arasinda içkin ve kaldirilamaz iliskiler bulunan bir bütündür.(10) Son olarak, Hayek’in spontane güçler hakkinda asiriya varan bir iyimserlik tasidigi söylenebilir. Hem neyin spontane oldugunu tespit etmek her zaman kolay degildir ve bu tür tespitler kaçinilmaz olarak her ihtiyaç duyusumuzda kendilerine basvurabilecegimiz ilkeler gerektirir hem de her spontane olusumun ille de liberal sonuçlar yaratacagi garanti edilemez. Her seye ragmen, Hayek’in, liberalizmin diger bazi politik-ekonomik doktrinler gibi donuk-dogmatik bir sistem olmadigi yolundaki ikazinin isabetli oldugu ve akildan hiç çikartilmamasi gerektigi açiktir. Liberalizmin iktisat ve siyaset agirlikli bir teori olarak görülmesi, bizi, bugün tek, kendi içinde her yönüyle yüzde yüz uyumlu, çesitleri bulunmayan, “monolitik” bir düsünce sistemiyle karsi karsiya bulundugumuz hükmüne götürmemelidir. Liberalizm ne 19. ne de 20. yüzyilda yeknesak bir ögreti olarak kalmistir. Tipki sosyalist ögreti gibi kendi içinde büyük bir canlilik ve çesitlilik göstermistir. Ayrica bazen diger siyasal doktrinlerle içiçe geçmistir. O kadar ki, zaman zaman sosyalizm, muhafazakârlik, liberalizm gibi kavramlari birbirinden ayirmak çok güç olmaktadir.(11) Bu bize liberalizm kavraminin dogumundan günümüze kadar yogun bir evrim geçirdigini, gelistigini ve bir ölçüde degistigini göstermektedir. Hakikaten, bir örnekle, liberalizmin 19. yüzyil Ingiltere’sindeki anlamiyla 20. yüzyil ABD’sindeki anlami arasinda büyük farklar vardir. Ilki klâsik liberalizmi-liberteryenizmi anlatirken, ikincisi etatist ve sol fikirlerle birlestirilerek “sosyalizm” kelimesi yerine kullanilmaktadir.

Nitekim, N. Barry de, liberalizm kelimesinin, 18. asrin sonlarinda Ingiliz ve Avrupa politik ve ekonomik düsüncesinde olusan klâsik liberalizme ters düsen fikirler olan esitlikçi ve yeniden dagitimci adalet fikirlerini kapsar hâle geldigini belirtmektedir.(12) Bu anlamda Bernstein’in sosyalizmle liberalizm arasinda yakin bir iliski kurarak, sosyal demokrasinin liberalizmin devami oldugunu, sosyalizme “örgütlenmeli liberalizm” denebilecegini söylemis olmasi,(13) insana, sanki gelecegin önceden tahmin edilmesi gibi görünmektedir. Çagdas siyasal yelpazeye (daha dogrusu yelpazelere) bir göz atildiginda, sosyalizm, liberalizm ve muhafazakârligin bazi bakimlardan, en azindan söylem düzeyinde, içiçe girdigi, birbirine karistigi görülmektedir. Amerika’da sol egilimli fikirleri savunanlara “liberal” denilmekte, klâsik liberalizmin görüsleri ise kismen yeni muhafazakâr (neo-conservative) ve kismen liberteryen kisiler tarafindan benimsenmektedir. Ingiltere’de de klâsik liberal temalara son yillarda Muhafazakâr Parti daha büyük ölçüde sahip çikmaktadir. Ilk liberallerin (Old Whig’ler) mirasçisi olan Isçi Partisi (Labour Party), içinde ilimli ve radikal kanatlar barindiran, yakin zamanlardaki adimlariyla sosyalist rengini azaltmaya çalisan bir partidir. Kendilerine liberal vasfini veren parti(ler) ise bu iki büyük partinin arasinda oynak bir çizgide yer almaktadir. Kita Avrupasi’nda da durum karisiktir. Liberalizm kelimesi ilk anlamina biraz daha yakindir ama, liberalizmin temalarinin hem dinî bir kelimeyi de adlarina ekleyen partiler (Hiristiyan Demokrat Partiler) hem de sosyal demokrat partiler tarafindan belirli ölçüler içinde paylasildigi veya seslendirildigi izlenmektedir.

Siyasal hayatta oldugu gibi, entelektüel hayatta da, biraz yukarida vurguladigimiz üzere, liberalizm kelimesi etrafinda bir karisiklik vardir. Hayek, Mises, Friedman gibi liberal yazarlar bu durumdan çok sikayetçidirler ve eserlerinde bu noktaya sik sik isaret ederler. Kendilerine göre, liberalizmin anlaminin nasil “çarpitildigini”, “sahte”lerinin olusturuldugunu anlatirlar. Bunlara bir dereceye kadar hak vermekle beraber, bir kavramin zaman içinde anlam degisikligine ugramasinin sadece “liberalizm” kavraminin karsilastigi bir durum olmadigini hatirlatmak isteriz. Siyasal teoride iktidar, özgürlük, adalet, otorite basta olmak üzere daha birçok kavram birbirinden pek farkli anlamlara gelmekte ve sonu gelmez tartismalara yol açmaktadir. Herkes kavramlara farkli anlamlar yükledigi için de bazen sosyal bilimciler ve yazarlar arasinda “sagirlar diyalogu”nu andiran bir “çarpitilmis iletisim” durumu yasanmaktadir. Bize kalirsa, Popper’in dedigi gibi, siyaset teorisini etik degerlerden ve normatif degerlendirmelerden tamamen uzaklastirmak ve kavramsal analizlerle sinirlandirmak isteyen analitik felsefenin etkisine kapilarak, kavramlarla sirf kavram olarak bütün entelektüel mesaimizi isgal edecek ve onlarla bogusmaktan bir adim öteye gitmemizi engelleyecek derecede fazla mesgul olmanin ve “canimizi sikmanin” geregi yoktur. Kavram birligi saglamak ugruna harcadigimiz çabalarin çok zaman heba oldugunu görmek sevk kirici olacaktir. Bu yüzden, kelime-kavram ne olursa olsun, onun otomatik olarak zihnimizde bir çagrisim yapmasini saglamaya ugrasmak yerine, kavramin muhtevasina, ona hangi anlamlarin yüklendigine bakmak daha yerinde ve yararli olacaktir.(14) O zaman, diyelim ki kavram (A) ise, ayri ayri durumlarda kullanilan (A)’larin ne olup ne olmadigini anlamak için, onlarin içeriklerine bakariz. Böylece ayni kelimeyle adlandirilan, fakat aslinda birbirinden epeyce farkli seyleri ifade eden birden çok (A) ile karsilasabiliriz. Bunun ziyani yoktur. Yeter ki onlari birbirlerinden ayirt edebilelim. Liberalizm için de bu yolu izledigimiz vakit, aslinda bir tek liberalizmle degil, liberalizmlerle karsi karsiya oldugumuzu ve bu liberalizmlerin gerçek mahiyetleri hakkinda doyurucu bilgiler edinebilmek için muhtevalarina egilme zaruretinin ortaya çiktigini görürüz.(15)

B. Liberalizmin Türleri

Bir degil birçok liberalizm bulunduguna göre bunlar arasindaki farklar nelerdir ve bu liberalizmler nasil gruplandirilabilir? Bir kere, tarihî gelisim süreci içinde ülkelerin liberalizmleri arasinda önemli farkliliklar vardir. Ingiliz, Alman, Fransiz ve Amerikan liberalizmleri hem ögreti hem uygulama bakimindan farkli realitelere tekabül eder. Örnegin, Ingiliz liberalizmi genel olarak dis zorlamalardan, müdahalelerden masun olma anlamina gelen negatif özgürlük anlayisina dayanarak sinirli devlete dogru uzanirken, Fransiz liberalizminde hem yukaridaki gibi bir Lockecu liberalizm, hem de temellerini Rousseau’da bulan bir çesit “etatist liberalizm” akimi vardir. Pozitif özgürlük anlayisina dayanan etatist liberalizmin Fransiz düsünce geleneginde daha agir bastigi görülmektedir. Alman liberalizmi ise eski ve yeni geleneklerinde tümüyle farkli iki çizgi izlemistir. 16. yüzyil filozofu Althusius’tan Pufendorf ve Wilhelm von Humboldt’a uzanan, 20. yüzyilda Avusturya Okulu’nda devam ettigi söylenebilecek olan eski gelenekte, dogal hukuk, dogal haklar, sinirli devlet anlayisi özenle islenmistir.(16) Fakat Napolyon’un düsüsünden sonra gelisen yeni gelenekte; eski liberalizmin temelinde yatan dogal hukuk ve dogal haklar anlayisinin yerine Rechtstaat ilkesi geçirilmistir. Böylece bireylerin haklari üzerindeki vurgulama bir bütün olarak Alman halkinin haklari üzerine kaydirilmis, devlet bireyler üzerinde öncelige sahip olmustur. Bu gelenekte özgürlük bir seyden özgürlük (freedom from) olarak düsünülmemistir.

Alman milliyetçiliginin gelismesiyle birlikte, Alman yazarlari Antik Yunan filozoflarinin, özellikle devletin bir organizma, bir moral varlik oldugu yolundaki fikirleriyle, Platon’un ve pozitif ve moral bir özgürlük fikrini arzu eden Aristo’nun görüslerini modernize etmisler, bireyi toplum ve devlet içinde eritme yoluna gitmislerdir.(17) Bu kisa özetin dahi gösterdigi üzere ülkelerin liberalizmleri arasinda önemli farklar bulunabilmekte, her ülkenin liberalizmi degisik tarihî ve sosyal sartlari, esin kaynaklari ve vurgulamalariyla ayri bir liberalizm yorumu veya türü teskil edebilmektedir. Ikinci olarak, liberalizmi ülke bazinda degil, baska temellerde gruplandirmak da mümkündür ve böylesi galiba daha anlamlidir.

Liberalizmin 20. yüzyildaki en önemli düsünürlerinden Hayek’e göre iki tür liberalizm mevcuttur. Baska bir deyisle, bir tarafta liberalizm (gerçek liberalizm), öbür tarafta da onun sahtesi vardir. Hayek, gerçi, “sahte” kelimesini kullanmaz ama, aynen “ekonomi” ve “sosyal” kelimelerinin anlamlarinin “çarpitilmasindan”, içeriklerinin degistirilmesinden yakindigi gibi, liberalizm kavraminin da aslinda liberal olmayanlarca kendilerine maledildigini vurgular (18) Hayek’in nazarinda liberalizm kisisel hürriyet fikrine dayanarak ilk defa Ingiltere’de ortaya çikan, 17. yüzyilin sonlarinda “Old Whig”lerin zamanindan 19. yüzyilin sonunda Gladstone dönemine kadar uzanan tarih diliminde gelisen, “arzuya sayan” bir siyasal düzeni ifade etmektedir. Hayek, özü “kanun çerçevesinde bireysel özgürlük” olan bu düzeni, Kita Avrupasi’ndaki bir diger “liberal” gelenekten dikkatle ayirmaktadir. Bu, Ingiltere’de degil, Avrupa’da dogan, simdilerde ABD’de liberal etiketini kullanan, baslangiçta klâsik gelenegi takip etmeye kalkan, fakat klâsik liberal gelenegi Fransa’da yaygin “kurucu-insaci rasyonalizm”(19) anlayisi çerçevesinde yorumlayarak çok farkli bir çizgide gelisen bir liberalizmdir.(20) Refah devletçi liberalizm ve sosyal liberalizm bu ikinci liberal çizgide yer alan türlerdir.

Maurice Cranston da liberalizmi iki ana kategoriye ayirmaktadir: Lockecu liberalizm ve etatist liberalizm. Lockecu liberalizm, genellikle liberalizmin kurucusu olarak kabul edilen J. Locke’un teorilerinden kaynaklanir ve en güzel örnegini 1688 Ingiliz Devrimi’nden beridir devam eden Ingiliz siyasal sistemindeki uygulamalarda bulur. Etatist liberalizmin esin kaynagi ise J. J. Rousseau’dur. Pozitif özgürlük anlayisina dayanan, Ingiliz siyasî düsünce tarihinde en güçlü ifadesini T. H. Green’de bulan etatist liberal ögreti, özgürlügün sadece “yönetilmemek”, “müdahale edilmemek” demek olmaması gerektiğini söyler.(21) Etatist liberal, Lockecu liberallerin yaptigi gibi devleti minimize etmek yerine, onu yeniden sekillendirmeyi tavsiye eder. Lockecu liberal özgürlügü devletten özgürlük olarak düsünürken, etatist liberal özgürlügü devlet araciligiyla gerçeklestirilecek bir sey olarak görür.(22)

Hayek ve Cranston gibi liberal gelenek içinde yazmaktan ziyade liberalizmi elestiren bir yazar olarak temayüz eden Michael Sandel’in de liberalizmi haklara dayali liberalizm ve kendisinin de benimsedigi Amerikan tarzi komüniteryen liberalizm olarak ikiye ayirdigi söylenebilir.(23) Haklara dayali liberalizm de kendi içinde iki türdür: Esitlikçi liberalizm ve liberteryen liberalizm.

Esitlikçi liberaller refah devletini destekler; sivil haklarla beraber refah, egitim, saglik hizmetleri hakki gibi belirli “sosyal ve ekonomik haklar”i savunur.(24) Liberteryen liberaller pazar ekonomisini müdafaa eder, yeniden dagitimci adalet politikasina insanlarin haklarini ihlâl edecegi gerekçesiyle karsi çikar. Siki bir mülkiyet haklari düzeni ile birlestirilmis bir sivil haklar semasinin uygulanmasini ister. Gerek esitlikçi gerekse liberteryen liberalizmin temel iddialari aynidir. Insanlar birbirinden ayri, farkli bireysel amaçlari, çikarlari, iyi anlayislari olan varliklardir. O yüzden haklara dayali liberalizm anlayisi, insanlari özgür moral varliklar olarak kendi amaçlarini –kapasitelerini– gerçeklestirmeye muktedir kilacak ve bütün insanlarin ayni anda ve birlikte kullanabilecegi bir haklar çerçevesi saglamayi öngörür.(25)

Sandel’in kendisinin de dâhil oldugu özellikle ABD’de yaygin komüniteryen (veya cumhuriyetçi) liberalizm ise haklara dayali liberalizmden su noktalarda ayrilir: Birey toplumdan tamamen bagimsiz bir varlik olarak görülemez; bireyin üstlendigi belirli roller bir ölçüde bireyin de içinde bulundugu bir ülkenin vatandaslarinin veya bir hareketin üyelerinin veya bir davanin partizanlarinin, baska deyisle, bizim de dâhil oldugumuz, fakat bizden baska kimseleri de içinde barindiran, birey üstü varliklarin parçasidir, yapicisidir.(26) Bireyin hayat hikâyesi, bireyin parçasi oldugu, kimligini aldigi birey üstü varligin (aile, sehir, kabile, ulus, parti, dava) hikâyesinde gömülüdür. Bu husus yalniz psikolojik degil, moral bir farklilik da yaratir. Bireyleri dünyada belirli bir yere yerlestirir ve onlarin hayatlarina moral özelliklerini verir.

Sandel’e göre, liberteryen liberaller piyasa ekonomisini (özel sektörü) savunurken; komüniteryenler, hem ekonomik kuruluslarda hem de bürokratik devlette gücün odaklasmasindan ve çesitli zamanlarda kamu hayatinin daha önemli yönlerini muhafaza eden ara topluluklarin ortadan kalkmasindan kaygi duyar.(27)

Norman Barry de çagdas liberalizmde iki ana akim tespit etmektedir. Birincisi, bilimsel ve estetik-artistik gerçegin aranmasinda zorlayici gücün kullanilmasina siddetle karsi olan, fakat ekonomik konulara gelince bu bakimdan daha esnek davranan bir yaklasimdir. Bu liberalizm, entelektüel özgürlüklerle ekonomik özgürlükler arasinda bir ayrima gider ve ilkinin sonrakinden daha önemli oldugunu kabul eder. Bu anlayista ekonomide üretim ve dagitim faaliyetleri arasinda keyfî bir ayrim yapilir ve bu ayrim “sosyal adalet” teorisinin özünü teskil eder. Özgürlük Üstüne adli abidevî eserinde özgürlügün en etkili savunusunu yapmis olmasina ragmen ekonomik görüslerinde yeniden dagitimci bir çizgi izleyen J. S. Mill bu liberalizmin önemli isimlerindendir.(28)

Daha sahih bir liberal çizgi izleyen ikinci akim geleneksel siyaset felsefesinden ziyade klâsik liberal ekonomiden kaynaklanir. Klâsik liberalizm veya liberteryenizm diyebilecegimiz bu akimin özgür toplum anlayisi etik ve politik evrimle birlikte gelisen çesitlilik ve plüralizmden esinlenir. Herhangi bir degerler dizisinin baskalarina zorla benimsettirilmesine karsi çikar, böyle bir uygulamayi özgürlügün inkâri olarak görür. Ekonomik konularda zor kullanilmasini ve esitligin politik metodlarla tesvik edilmesini liberal olmayan yollar biçiminde degerlendirir. Klâsik liberalizm iktidara karsi her zaman süpheci ve ihtiyatlidir. Toplumun amaçlarinin ve amaçlara yönelik araçlarin aklin gücü tarafindan mutlak biçimde belirlenebilecegine inanmaz. Bütün bireylerin amaçlar konusunda anlasmamalari durumunda (ki, dogal olarak böyle bir anlasma hemen hemen hiçbir zaman olmaz), siyasal faaliyetin, çogulculugu ve çesitliligi teminat altina alacak, tarafsiz (nötr) kurallarin ve süreçlerin uygulanmasiyla sinirlanmasini ister.(29)

Görüldügü üzere liberalizm genel olarak iki ana gruba ayrilmaktadir. Bu iki liberalizmden yalnizca biri elinizdeki çalismanin ilgi alanina girmektedir. Sosyal liberalizm, refah devleti teorisi, esitlikçi liberalizm, yeniden dagitimci sosyal politika, toplumcu liberalizm, neo-liberalizm(30) gibi degisik isimlerle anilan yaklasim konumuza dâhil degildir. Hayek’in “gerçek” liberalizm oldugunu ima ettigi, günümüzde ise klâsik liberalizm veya liberteryenizm, bazen geleneksel liberalizm(31) denilen, bizim ise neoklâsik liberalizm diye adlandirilabilecegini düsündügümüz liberalizm türü incelememizin konusunu teskil etmektedir. Klâsik

liberalizmin temelleri üzerinde ileriki sayfalarda uzun uzadiya durulacaktir. Fakat buraya kadarki anlatima dayanarak, klâsik liberalizmin, toplumcu degil bireyci olan; pozitif degil, negatif özgürlük anlayisina dayanan; yaygin, müdahaleci ve baskici degil, sinirli ve sorumlu devlet isteyen; yeniden dagitimci sosyal adalet anlayisina karsi çikip, adaletin en iyi sekilde piyasa ekonomisi içinde kendiliginden gerçeklestigine inanan liberalizm oldugunu söylemek suretiyle bu bölümü baglayabiliriz.

 

Dipnotlar

1 Maurice Cranston, Freedom, (Longmans, Green and Co. 1954), s.67.

2 Friedrich A. Hayek, The Constitution of Liberty (Chicago: The University of Chicago Press, 1960), s. 530 (13 numarali dipnot).

3 Ludwig von Mises, Planning for Freedom, (Libertarian Press, 1952), s. 38.

4 Amy Gutmann, Liberal Equality, (Cambridge University Press, 1980), s. 3.

5 Jeremy Waldron, “Theoretical Foundations of Liberalism”, The Philosophical Quarterly, V. 37, n. 147 (April 1987), s. 129.

6 Dâver, a.g.e., s. 1.

7 George Sabine, Siyasal Düsünceler Tarihi-3- Yakin Çag, çev. Özer Ozankaya, (Ankara: Türk Siyasî Ilimler Dernegi Yayini, 1969), s. 119.

8 Ludwig von Mises, Human Action, (William Hodge and Company Limited, 1949), s. 153.

9 Friedrich A. Hayek, Esaret Yolu, çev. Turhan Feyzioglu; Siyasal Bilgiler Okulu Dergisi’nden ayri basi, s. 13. Hayek’in 16 bölümlük The Road to Serfdom (University of Chicago Press, 1944) adli eserinin ilk 8 bölümü Turhan Feyzioglu tarafindan Türkçe’ye çevrilerek SBO Dergisi’nin su sayilarinda yayimlanmistir: C. II (1947), n.3-4, s. 389-409; C. III (1948), n. 1-2, s.201-36; C. III n. 3-4, s. 230-58. Bunlar daha sonra bir araya getirilerek bir kitapçik hâlinde ayri basilari yapilmistir. Çalismada bu esere gönderme yapilirken, ilk 8 bölümü söz konusuysa Türkçe’si diger bölümleri söz konusuysa Ingilizce’si kullanilacaktir

10 Mises, Planning..., s. 38.

11 Waldron, a.g.m., s. 129

12 Norman P. Barry, An Introduction to Modern Political Theory, (London: Macmillan), 1989, s. 221.

13 Edward Bernstein, “Sosyalizmin Varsayimlari ve Sosyal Demokratlarin Ödevlerinden Seçme Parçalar”, çev. Osman Hizir, Bati’da Siyasal Düsünceler Tarihi, Seçilmis Yazilari-III-Yakin Çag, der. Mete Tunçay, (Ankara: SBF Yayini, 1969), s. 197.

14 Karl R. Popper, Unended Quest, (London: Fortuna/Colins, 1976), s. 224 (zikreden Barry, An Introduction..., s. 8).

15 Cranston, a.g.e., s. 92-3.

16 Cranston, a.g.e., s. 92-3

17 Cranston, a.g.e., s. 95. Çesitli ülkelerin Liberal gelenekleri hakkinda daha ayrintili bilgi için Cranston’un Freedom’i baslica kaynaktir (s. 65-113). Ayrica, Guido de Ruggiero’nun Encyclopaedia of the Social Sciences’a yazdigi “Liberalism” maddesi de oldukça aydinlaticidir (C. IX, s. 435-42). Hayek’in bu konudaki görüsleri de çesitli eserlerine serpistirilmistir.

18 Hayek, Studies... (London: 1967), s. 109. Mises de Hayek’in bu endisesine katilmakta ve liberalizmin anlaminin totaliter akimlar tarafindan çarpitildigini, bu akimlarin haksiz yere kendilerini “gerçek liberalizm” olarak adlandirdigini yazmaktadir (Planning..., s. 39-40).

19 “Constructive” rasyonalizm Hayek’in rasyonalizm siniflandirmasindaki rasyonalizm tiplerinden biridir. Kartezyen rasyonalizm gelenegiyle içiçe olan bu rasyonalizm türü, bir toplumun, bastan ayaga, bir “akil” tarafindan plânlanarak kurulmasini anlatmak için kullanilmaktadir. Bu konuda daha ayrintili bilgi için bkz.: Hayek, Studies..., s. 82-95.

20 Hayek, a.g.e., s. 160.

21 T. H. Green siyasî düsünceler tarihinde bazen fazla ihmâl ettigimiz önemli bir düsünürdür. “Oxford ülkücüleri” olarak da adlandirilan neo-liberal ekole dâhil edilen bu düsünürün görüsleri hakkinda kendi kaleminden bilgi için Türkçe’de su kaynaga basvurunuz: T. H. Green, “Siyasal Boyun Egme Yükümünün ilkeleri Üzerine Dersler’den Seçme Parçalar”, çev. Oguz Onaran, Bati’da Siyasal Düsünceler Tarihi-Seçilmis Yazilar –III- Yakin Çag, der. Mete Tuncay, (Ankara: SBF Yayini, 1969), s. 151-81.

22 Cranston, a.g.e., s. 85-6

23 Dogrusunu söylemek gerekirse, komüniteryenlerin liberal gelenek içinde sayilip sayilmamasi konusunda önemli güçlükler vardir. Biz bu çalismada biraz zorlamayla onlari da çok genis anlamda liberal düsünce gelenegi çerçevesine sokuyoruz. Fakat, tersine bir tutumla onlari liberal gelenekten dislayanlarin argümanlarinin da ayni derecede güçlü ve inandirici olabilecegini kabul ediyoruz.

24 “Sosyal ve ekonomik haklar”la geleneksel haklar arasindaki iliskiler ve ilk gruptakilerin gerçekten hak sayilip sayilamayacagi “Insan Haklari’nin Kavramsal ve Aktüel Anlami”, Türkiye Günlügü, n. 14 (Bahar 1991), adli makalemizde ele alinmistir

25 Michael Sandel, “Introduction”, Liberalism and Its Critics, der. Michael Sandel, (Oxford: Basil Blackwell, 1984), s. 4.

26 Sandel, a.g.y., s. 5.

27 Sandel, a.g.y., s. 6-7

28 Barry, An Introduction..., s. 222.

29 Barry, a.g.e., s. 222-3

30 Neo-liberalizm kavrami hem klâsik liberalizmdeki çagdas yenilenme, hem de 19. yüzyilda klâsik liberalizme alternatif olarak gelisen akim anlaminda kullanilabilmektedir. Biz burada kavrami ikinci anlaminda kullaniyoruz.

31 Barry, On Classical Liberalism and Libertarianism; Gamble, a.g.m., s. 30-1.

 

 

* Atilla Yayla, “Liberalizm Nedir?”, Liberalizm içinde, Liberte Yayinlari, Ankara, 2008, ss. 15 - 28.

 

Kitabin tamami için Liberte Yayinlari

 

 

 

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı