Liberal
Liberalizm ve Liberaller, Atilla Yayla

Liberalizm ve Liberaller, Atilla Yayla

Liberallerle İslamcılar arasındaki namevcut ittifakın bitip bitmediği üzerindeki tartışmalar esnasında liberalizmin ne olduğuyla ilgili ilginç görüşler ortaya kondu. Bu görüşlerin bir kısmının kendini liberal olarak gören veya öyle etiketlendirilen kimselerden gelmesine karşılık, şimdiye kadar liberal olduğunu bilmediğimiz kimileri de hem liberalizm hem de liberallerle İslamcılar arasındaki ilişkilerle alâkalı fikirler ileri sürmekten geri kalmadı.

Bir köşe yazarı liberallerin tamamının veya tamamına yakın kısmının sol/seküler kökenli olduğunu söyledi ve bunu esas alan yorumlar yaptı. Bu tespitin yanlış olduğu zaten sayıları çok az olan liberallerin toplumsal kökeninin incelenmesiyle hemen anlaşılabilir. Liberaller arasında soldan da, sağdan da, sekülerleşmiş çevrelerden de, dindar çevrelerden de gelenler vardır. Sayı bakımından karşılaştırıldığında sağ/muhafazakâr kökenden gelenlerin çoğunlukta olduğu görülmektedir. Şu veya bu kökenden gelmenin liberaller için bir imtiyaz veya dezavantaj teşkil etmesi elbette söz konusu olamaz; ama tablonun doğru tasvir edilmesi gerçeğe saygının bir gereğidir. Bir bütün olarak bakıldığındaysa, sağ/muhafazakâr kökenli kimselerin liberalleşmeye mesela sosyal demokratlardan, sosyalistlerden, Kemalistlerden daha yatkın ve yakın olduğu ortaya çıkmaktadır. Ayrı ve derinlemesine ele alınması gereken bir konu olmakla beraber, bunun sebepleri arasında dindar muhafazakârların ülkenin otoriter siyasî yapılanmasına muhalif bir gelenek içinde olmalarının ve otoriterizmin hoyrat uygulamalarından ciddî şekilde zarar görmelerinin önemli bir yeri olsa gerektir.

Bu tartışmalar esnasında ele alınan bir diğer mevzuysa kimin liberal olduğu kimin olmadığıydı. Şüphesiz, kimin liberal olup olmadığını belirleme yetkisiyle donanmış bir makam mevcut değildir de, mevcut olamaz da. Mamafih, bu hususta müracaat edilebilecek birkaç ölçüt var. İlki, doğal olarak, kişinin kendini liberal olarak adlandırıp adlandırmadığıdır. Nedense, liberalliği üstlenmekte, liberal olduğu söylenebilecek birçok kişi çekingen davranmaktadır. Sosyal demokratlar göğüslerini gere gere ‘sosyal demokratım’ diye gezerken, aynı şey sosyalistler tarafından da yapılırken, bazı liberal eğilimli kimseler itinayla liberal etiketinden kaçınmaktadır. Bunun bir sebebi “liboş” türünden karalamaların yarattığı psikolojik baskıysa, bir diğer sebebi de liberal olarak tanınmanın yaratabileceği/ davet edebileceği mahzurlar olabilir. Bir diğer ölçüt, kişilerin liberal fikirleri benimseme ve bilme derecesidir. Aslında bilmek, benimsemekten önemli ve daha önceliklidir. Bilinmeyen şey ya benimsenemez ya da benimseme kuru bir kabullenmenin ötesine geçemez ve yeni durumlar ve sonuçlar karşısında rotasından çıkar. Hayatın birçok alanında hayli müsamahakâr ve özgürlükçü görünen kimselerin, belli konulara gelince tabir caizse sigortalarının atması ve müsamahakâr ve özgürlükçü tavrın sıvışıvermesi, daha ziyade bilgi sorunundan kaynaklanmaktadır. Açıktır ki, liberalizm son derece zengin ve geniş bir teorik ve tecrübî birikime sahiptir ve bu birikimin adamakıllı öğrenilmesi bol zaman ve yoğun çaba talep eder. Her liberal bu zengin birikimi kavramada aynı imkân ve şansa sahip olamayacağından, liberaller arasında bilgililik bakımından farklılıklar bulunacaktır. Mamafih hiç kimse sıfır veya tam bilgi noktasında bulunamayacağından ve hiç kimsenin bilgisi sabit kalmayacağından kişilerin liberallik dereceleri diğer bazı faktörler yanında adalet duygusu, tabiat vs. gibi bilgilerine bağlı olarak değişecektir. Kişiler toplumsal hayatın akışı içinde fikirlerini dile getirdikçe onların liberal olup olmadığını görme imkânı doğacaktır. Bir sosyalist toplumsal mülkiyeti yüceltirken, liberal özel mülkiyet diyecektir; bir sosyal demokrat devletin sosyal ve ekonomik hayata artan müdahalesini isterken, liberal sınırlı devlet ve piyasa ekonomisi talep edecektir; bir Kemalist devlet güdümünde bir İslam ve kolu, dalı budanmış bir dînî hayat isterken, liberal, Müslümanlara eşit özgürlük dileyecektir; ve İslam’ı bir total ideoloji gibi gören biri bir İsla mist kamu zoruyla İslam’ın yaşanmasını yaygınlaştırmak ve kuvvetlendirmek isterken, liberal, kamu otoritelerinin dînî hayata karışmamasını ve dinler arasında negatif veya pozitif ayrımcılık yapmamasını talep edecektir. Görüldüğü üzere, fikirlerine bakarak kişilerin liberal olup olmadığını anlama imkânı vardır. Fakat bazen, kimi liberal fikirlerin liberal olmadan da seslendirilmesi mümkündür ve böyle de olmaktadır. Nitekim birçok kimse, temel liberal tezlerden biri olan hukukun üstünlüğünü savunduğunu söylemekte; ama bu ilkenin felsefî temellerinden, tarihinden ve muhtemel sonuçlarından habersiz olduğu için, aynı anda hukukun üstünlüğüne aykırı uygulamalara da hararetle alkış tutmaktadır.

Tartışmalarda dile getirilen hususlardan biri de, Türkiye’de liberal fikriyatın öncülüğünü bazı gazetecilerin/köşe yazarlarının yaptığıydı. Kuşkusuz, Türkiye son yıllarda önemli liberal köşe yazarları çıkarmış ve bu yazarlar liberal fikirlerin geniş kitlelere taşınmasında çok mühim roller oynamıştır. Zaman zaman da yeni fikirler geliştirmiş veya bilinen fikirleri yeni olayların ve olguların açıklanmasına başarıyla uygulamıştır. Benzer şekilde, LDP lideri Besim Tibuk da liberal tezlerin halka anlatılmasında, ulaştırılmasında başka hiçbir kişiyle karşılaştırılamayacak kadar etkili çalışmalar yapmıştır. Bütün bunlar Türkiye için kazançtır. Ama liberalizmin fikrî ve felsefî bir gelenek olarak tanınması ve ülkeye yavaş yavaş yerleşmesinde ihmal edilemeyecek kadar büyük bir pay liberal akademisyenlere ve özellikle Liberal Düşünce Topluluğu bünyesinde çalışan bilim ve fikir adamlarına aittir. Bugün liberalizmi öğrenmek için Türkçe kaynak arayan herkesin gidebileceği külliyatı oluşturan, Liberal Düşünce adlı üç aylık bir dergiyle liberallerin entelektüel iddiasını sürdüren Liberal Düşünce Topluluğu’dur.

Son olarak temas etmek istediğim nokta, liberalizmin mahiyeti ve amaçlarıyla ilgili. Sol kökenli bir liberal köşe yazarı, bir keresinde, liberallerle Kemalistlerin amaç bakımından uzlaştığını, araçlarda farklılaştığını ileri sürdü. Bu yazara göre, her iki kesimin de amacı modernleşmek ve muasır medeniyet seviyesine ulaşmaktır, yalnız Kemalistler bunu hoyrat ve despot bir şekilde yaparken, liberaller daha medenî bir şekilde, ikna ve uzlaşmayla yapmaya çalışmaktadır...

Bu yazarın liberalizminin hangi entelektüel köklerden kaynaklandığını bilmiyorum; ama benimle kendisinin liberal entelektüel köklerinin çok farklı olduğu hemen anlaşılıyor. Liberalizm külliyatına yaklaşık on beş yıldır hâkim olmaya çalışan bir akademisyen olarak, bu iddiayı tamamıyla reddediyorum. Benim bildiğim liberalizm bir modernleşme, Batılılaşma veya muasır medeniyet seviyesine ulaşma projesi değildir. Liberalizmin hedefi, bir çeşit ideolojiye dönüştürülen modernleşme teorisi paralelinde toplumları modernleştirmek, onlara belirli bir düşünüş, inanış, yaşayış kalıbını kabul ettirmek olmamıştır. Keza muasır medeniyet lâfının da benim kullandığım fikir kaynaklarından beslenen bir liberal için fazla anlamı yoktur. Çünkü medeniyet ne bu asra, ne belirli bir coğrafyaya, ne belirli bir dine, ne belirli bir etnisiteye atfedilebilir; ne de statik, bugünün medeniyeti diye tespiti yapılabilecek bir olgudur. Farklı dilleri, dinleri, felsefeleri benimseyen, değişik insanî özelliklere sahip olan bireylerin ve insan topluluklarının hak ve özgürlük sahibi özneler olarak, farklılıklarını çatışma sebebi ve birbirini yok etme gerekçesi olarak kullanmadan barış içinde bir arada nasıl yaşatılabileceği liberallerin ana problemidir.

Bu yüzden liberalizmi bir modernleştirme projesi olarak sunmak yanlıştır. Ama onu Kemalizmle amaç birliği yapan bir proje olarak sunmak sadece yanlış değil, aynı zamanda ayıp ve günahtır. Liberaller için araçlar ve yöntemler de en azından amaçlar kadar önemlidir. Kötü yöntemler, iyi amaçları da ifsat etmektedir. Sırf bu yüzden bile eğer liberal isek Kemalizme karşı çıkmak gereklidir; çünkü Kemalizm liberallerin değerli bildiği bütün ilkeleri ihlâl ve kabul edilemez saydığı birçok yöntemi ihtiva eden bir baskıcı toplumsal mühendislik projesi olmanın ötesine geçememiştir. Bu çerçevede 11 Eylül olaylarından sonra Türkiye’yi Batı’ya bütün İslam dünyasına örnek olarak gösterilebilecek bir model olarak pazarlama resmî çabaları da gülünçtür. Gerçeğin tahrifidir. Türkiye’nin İslamcıları diğer ülkelerinkilere nazaran daha mutedil, daha barışçıysa, bu Kemalizm sayesinde değil, Kemalizme rağmen olmuştur. Türkiye Kemalist projede 1950’de çok partili hayata geçerek gedik açmasaydı, bugün çok farklı bir manzarayla karşılaşırdık. Kısaca liberalizmin Kemalizmle ne amaç ne de yöntem bakımından bir ortaklığı mevcuttur. Liberallerle İslamcılar arasındaki namevcut ittifakla ilgili tartışmalar, en azından, liberalizmin ne olduğunun biraz daha iyi anlaşılmasına ve liberalizm diyenler arasındaki farklılıkların açıklık kazanmasına vesile ve vasıta teşkil ettiği için hayırlı olmuştur. Devam etmesinde fayda vardır.

 

17.01.2002

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı