Liberal
Liberallik ve Demokrasi Tartışmasının Sonunda, Atilla Yayla

Liberallik ve Demokrasi Tartışmasının Sonunda, Atilla Yayla

4 Aralık 2005

Etyen Mahçupyan’la bir süredir Zaman sayfalarında tartışıyorduk. İsim vermediğimiz için, her gazete okuyucusu değil, yalnızca bazı okuyucular tartışmanın taraflarından haberdardı.

Mahçupyan “Liberallik zor zanaat’’ adlı yazısıyla hem isimlerimizi deşifre etti hem de kendisi açısından ifade etti. Önce bazı noktaları açıklığa kavuşturayım. İlk olarak, tartışmaları yanlış bulmam ve tartışmaktan çekinmem; ama bu tartışmayı başlatan ben değilim. Mahçupyan’ın liberal düşünceyi ve liberalleri her fırsatta ve her vesileyle eleştirmesi (Türkiye basınında öyle yapan bir diğer yazar, Gündüz Aktan’dır) beni, hasbelkader bu düşünce akımının temsilcilerinden biri olarak tanınma durumuna gelmiş bir akademisyen olarak eleştirileri cevaplandırmaya teşvik etti. İkinci olarak, Mahçupyan’la eşit şartlar altında bir tartışma yapma imkânından mahrumdum, hâlâ da mahrumum. Onun haftada birkaç kez yazabilme imkânına karşılık, benim sadece iki haftada bir yazabilme ihtimalim var. Üçüncü olarak, bu tartışmanın burada sona ermesi bu konunun tartışılmasının tamamen bittiği veya bitmesi gerektiği anlamına gelmez. Zaten, bir fikrî ihtilafı gazete sayfalarında yeterince çözümlemeye veya nihaî olarak çözmeye imkân yok. O yüzden, konuyu akademik dergilerde, kitaplarda ve tarafların yüz yüze gelebileceği platformlarda tartışmaya devam etmeliyiz. Bu çerçevede, Mahçupyan’la , Kasım 2006’da yapılacak olan Liberal Düşünce Sempozyumu’nda yüz yüze tartışmamızda fayda olabilir.

Üslûp ve nezaket problemleri

Mahçupyan’ın tartışmanın yararlı olması için saydığı şartlara genel olarak katılıyorum. Herkes kendi kulvarında yaratıcı olmalı, yeni argümanlar ve farklı bakışlar geliştirmeye çalışmalıdır. Orta yol zorunlu olarak doğru yol değildir. Ancak, tartışmanın bir tarafı diğerine veya iki tarafı birbirine yaklaştırması mümkündür ve bu kendi başına yanlış veya kötü değildir. Esasen, tartışmanın bir amacı da tezlerimizi karşıt tezlerle sınamaktır. Dürüst bir tartışma, ‘gerçek her halükârda benim tekelimde’ saplantısından uzak olarak meydana çıkmayı gerektirir. Aksi takdirde, tartışma sağırlar diyaloğuna veya dayatmaya dönüşür. Liberal dünya görüşüne sahip bir akademisyen olarak karşıt görüşlü kimselerin fikirlerini dinlemeye, gerektiğinde görüşlerimde ısrar etmeye ve gerektiğinde karşı tarafa hak vererek görüşlerimi tadil etmeye veya tamamen değiştirmeye hazırım. Muarızlarımın da aynı çizgide olacağını umarım ve ancak bu takdirde tartışmanın zevkli ve verimli olacağına inanırım. Mahçupyan’ın 1 Ekim tarihli yazıma duygusallığa bulaşmış tepkilerin yansıdığı tespiti kısmen doğru kısmen yanlıştır. Aynı ifadeleri bir tespitin yansıtılması olarak okumak daha doğrudur. Mahçupyan’ın yazılarındaki hissiliğinin boyutları çok daha geniştir. Ayrıca, yazılarında zaman zaman bir nezaket sorunu zuhur etmektedir. Beni, farklı tezler ileri süren biri olarak görmek yerine “anlamamak”la veya “düşünmemek”le itham edebilmektedir. Keza, hiçbir argümanıma ciddî bir cevap verememenin ve bazı argümanlarımı mecburen kabul etmek mecburiyetinde kalmanın yarattığı sıkıntıyla olsa gerek, ara ara usulüne uygun tartışma lisanının dışına çıkmakta, alaycı ifadeler kullanmaya yönelmektedir.

Mahçupyan’ın tezlerine bakmak...

“Liberaller de insan”, “liberallik zor zanaat” gibi başlıklar, yazarın liberal tezleri “perişan” ettiğini göstermez, olsa olsa zayıflığını yansıtır. Mahçupyan’ın son yazısındaki “biraz daha samimi olsunlar…” ifadesinin ne anlama geldiğini ve bir fikir tartışmasıyla ne ilgisi olduğunuysa hiç anlayamadım.

Bunları ifade ettikten sonra tartışmanın muhtevasıyla ilgili birkaç şey söyleyeyim. Bu tartışma, yazıları okuyan her adil insanın teslim edeceği üzere, Mahçupyan’ın söylediği gibi “liberalizm üzerinde” bir tartışma değildir. Liberalizme ilaveten, demokrasi ve “demokratlık” veya “demokrat zihniyet” üzerinde bir tartışmadır. Yani, bir benzetmeyle, maç tek kale oynanmamaktır. Bunu görmemesi veya görememesi bile Mahçupyan’ın anlamlı ve verimli bir tartışmaya ne derece hazır veya açık olduğu konusunda şüphe uyandırmaya yeterlidir.

Mahçupyan’ın, tartışma sonunda, daha önceki bazı mevzilerinden geri çekilmesi tartışmanın bir ölçüde işe yaradığının ispatıdır. İfadelerindeki bulanıklığı ve zaman zaman ortaya çıkan, biraz önce söylediğini biraz sonra reddetme eğilimini ayıklarsak, galiba, Mahçupyan’la şu konuda hemfikiriz: Demokrasi bir ideoloji veya bir yaşama biçimi değildir, bir siyasî yönetim biçimidir. Başka bir deyişle demokrasi, toplumsal karar almanın siyasî mekanizmasıdır. Demokrasinin, işlevsel olabilmek için ideolojilere ihtiyacı vardır. Şekli ve uygulanması ideolojiler tarafından belirlenecektir.

Bu mutabakatın doğmuş olması önemlidir; çünkü buradan hareketle hem ortak zeminimizi genişletebiliriz hem de farklılıklarımızı belirginleştirebiliriz. Birincisini bir tarafa bırakıp ikincisi üzerinde odaklanalım. Mahçupyan’la Atilla Yayla arasındaki esas farklılıklar, bu tartışma çerçevesinde, şu şekilde tezahür etmektedir: Mahçupyan demokrasiyi (yani bir yöntemi) ben, özgürlüğü (yani bir değeri) merkeze oturtuyoruz. Demokrasi özü itibarıyla katılımı ve kolektif karar alımını, özgürlükse (ister mahalli ister genel olsun) siyasî iktidarın özgürlük lehine sınırlanmasını ve bireysel iktidar alanının genişletilmesini ve özel olarak korunmasını gerektirir. Şüphesiz, bu, siyasî düşünce tarihinde, hiç gündemden düşmeyen büyüleyici bir konu ve Antik Yunan’dan günümüze gelen ve zaman zaman (mesela Rousseau-Constant tartışmasında olduğu gibi) çok belirginleşen bir tartışma. Kısa kesmek için şu kadarını söyleyeyim: Benim için katılım, esas itibarıyla, özgürlüğü takviye etmenin bir yolu-aracı olarak işlediği zaman anlamlı ve değerlidir. Demokrasi de özgürlüğe hizmet ettiği sürece ve ölçüde anlamlı ve yararlıdır.

Mahçupyan’la bireye ve cemaate bakışta da farklıyız. Ben siyasî felsefede bireyciyim. Bu, bireyi ne ise o olarak kabul etmek, onu kendi hâline bırakmak ve bunun sonuçlarını kabule hazır olmak anlamına geliyor. Mahçupyan’ın bireyciliği kesin olarak reddettiğini söylemek haksızlık olabilir; ama düşüncesinde bireyciliğin çok önemli siyasî ve iktisadî sonuçlarının bastırılmasına elverişli unsurlar var. Ben cemaatlerin-grupların varlığını meşru ve yerine göre gerekli ve yararlı addederken, Mahçupyan bazen, cemaatin önemini, bireyleri toplumsal otoriterizmin kucağına iteceği gerekçesiyle liberallerin endişe duyacağı ölçüde abartıyor. Unutmamalıyız ki, siyasî felsefede bireyciliğin cemaatçilik lehine reddinin çok vahim ve demokrasiye de çok zarar verebilecek yansımaları vardır.

Aramızdaki önemli bir görüş farkı da liberalizm demokrasi ilişkisiyle ilgilidir. Ben liberalizmin çağdaş demokrasinin belkemiği olduğunu ve liberalizmsiz demokrasinin iktidarı özgürlük lehine sınırlama gücünü kaybederek diktatörlüğe dönüşeceğini, Hayek ve Sartori gibi mühim yazarlara dayanarak ileri sürüyorum. Mahçupyan bunu reddediyor. “Demokrasinin liberalizme mâhkum olmadığı”nı, çeşitli tarih dilimlerinde çeşitli demokrasi yorumlarının ortaya çıkmış olabileceğini ve gelecekte de çıkabileceğini söylüyor. Olabilir; ancak bu, sahip olduğumuz zengin tarihî, tecrübî ve teorik bilgiyi reddetmemizi gerektirmez. Böyle bir ret düşünceyi sakatlar, metodolojik olarak büyük sıkıntı yaratır. İnsanlığın birikimi, liberalizmin sistematik bir teori hâline gelmesinden önce yaşamış da olsalar, liberal ilkelere uymayan demokrasilerin bugün demokrasilere atfettiğimiz fonksiyonları karşılayamadığını ispatlıyor. Mahçupyan, tekrarı -tabiî başkaları yaparsa- sevmiyor; ama ben, tavrımın onun tarafından sevilmemesi riskini göze alarak, yine tekrar edeyim: Demokrasiyi sadece diyalog, tartışma, katılım, şeffaflık ve iknadan müteşekkil bir mekanizma saymazsak, onun aynı zamanda iktidarın sınırlanması, kuvvetler ayrılığı, anayasal insan hakları rejimi, hukukun hâkimiyeti demek olduğunu kabul edersek, demokrasiyi savunmak ve demokrat olabilmek için liberal fikirlere, adını koysak da koymasak da muhtacız.

Tartışmaya son noktayı koymak...

Eğer devam etmeyeceksek, bu tartışmayı şöyle noktalamak isterim: Spekülatif yöntemlerle düşünce geliştirme çabalarını takdir etmekle ve bazen yararlı bulmakla beraber, Mahçupyan’ın toplu liberalizm reddiyesinin anlamsız ve kendi tezlerine zararlı olduğu kanaatindeyim. O liberalizmden ne kadar uzak durmak isterse istesin, temeli olan, anlam taşıyan bütün görüşleri ya liberal düşünceden mülhemdir veya liberalizmle ille de çelişmesi gerekmeyen türdendir. Bu yüzden, liberal olmayan kimi yorumcular, Mahçupyan’a liberal etiketini veya liberalizmle ilişkilendirilmiş bir etiketi yapıştırmakta gecikmeyecektir. (Mesela, bkz.: Necmi Erdoğan-Fahriye Üstüner, “1990’larda Siyaset Sonrası Söylemler ve Demokrasi, Liberalizm (ed.) Murat Yılmaz, İletişim: İstanbul, 2005, s. 658-666). Mahçupyan’a, “samimi olmak veya olmamak” türünden fikir tartışmalarıyla ilgisiz bir tavsiyede bulunmak yerine, liberalizmin zengin birikiminden daha fazla yararlanmasını ve yararlandığını, gerektiğinde -gocunmadan, gücenmeden, kompleks hâline getirmeden- açıklamasını tavsiye ederek Zaman’daki bu tartışmayı noktalıyorum.

 

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı