Liberal
Sosyal-Liberal Sentez, Mustafa Erdoğan

Sosyal-Liberal Sentez, Mustafa Erdoğan

Modernleşmenin devlet projesi olması, sivil toplumun gelişmesini zora sokar. Türkiye'de siyasi yapı, toplum kesimlerinin modernleşme karşısında aldığı/almaya zorlandığı tutumla belirlenir

06/08/2002

Prof. Dr. Mustafa Erdoğan: Liberal Düşünce Dergisi Editörü 

Kemal Derviş bir süredir siyasette bir 'sosyal-liberal' sentezin peşinde olduğunu söylüyor. 'Sosyal liberalizm' terimi siyasi fikirler tarihine aşina olanlara yabancı değil. Bu fikrin geçmişe doğru izini sürmek istersek, 19. yüzyılın ikinci yarısına, İngiliz düşünür T. H. Green'e (1836-1882) dek gitmek gerekir. Green o dönemde hâkim olan Marksist-sosyalist hareketlerin klasik liberalizme yönelttikleri bilinen kolektivist eleştiriler karşısında liberalizmi 'yeniden' formüle etmeye çalıştı. Böylece, 'pozitif özgürlük' anlayışından yola çıkan ve 'sosyal' yönü ağır basan yeni bir 'liberalizm' yorumu ortaya çıktı. 

Bunun pratik politikayla ilgili sonucu, kısaca, toplumun 'özgürleştirilmesi' için devlete aktif görev verilmesidir. Ne var ki ondaki Hegelci etki, bireylerin hak sahipliğini 'ortak amaçlar'da temellendirmesine yol açtığı için, Green'in formülasyonunun 'liberalizm'in temel öncülleriyle bağdaşabilirliği tartışmalıdır. 

Daha sonra gelen L. T. Hobhouse ve J. A. Hobson, sosyal-siyasal felsefeleri bakımından Green'in yolundan yürüdüler. Ana endişeleri bireysel özgürlükle devlet müdahalesinin bağdaştırılmasıydı. Hobhouse'a göre, (işbirliği ve organizasyon düşüncesinden hareket eden) sosyalizm ile (bireysellik düşüncesini esas alan) liberalizm karşıt olmaktan çok birbirini tamamlayan idealleri temsil ediyordu. Hobson da sınırlı bir kolektivist uygulamanın zamanla refahı artıracağını ve böylece müdahalesine ihtiyacı azaltacağını düşünüyordu. 

'Revizyonist liberalizm' 

20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı'da hâkim siyasi paradigma olan 'revizyonist liberalizm'in temelleri böyle atıldı. Avrupa'da, 1970 sonlarına kadar hâkim olan 'sosyal demokrat mutabakat'ın özünde yatan Marksist etkinin dışındaki en önemli fikir buydu. Bu revizyonist liberalizm, Marksist olmayan çağdaş İngiliz solunda da en az Fabianizm kadar etkili olmuştur. Sosyal demokrasi üzerindeki hegemonik mutabakat 1980' lerde sarsılır gibi olduysa da, ara dönem kısa sürdü ve tez bugün başka bir adla (Üçüncü Yol) yeniden öne çıktı. Blair'in 'Üçüncü Yol'da, mesela Marksist fikir temelinden gelen Alman Sosyal Demokrat Partisi'nden daha önce ve daha kolay karar kılabilmiş olmasının asıl nedeni de ingiliz solunun belirttiğim tarihsel zeminiyle ilgili olsa gerektir. 

Özetle, Derviş'in 'sosyal-liberal' sentezi aslında bir Anglo-Amerikan tezidir. Sentezin 'Anglo' yanını anlattık. Amerika'da düşünce hayatında son 70 yıldır egemen olan paradigma genellikle zannedildiği gibi 'klasik' değil, 'revizyonist liberalizm'dir. Amerikan liberallerinin ilham kaynakları Hume ve Smith değil, fakat Green ve diğer 'sosyal liberaller'dir. Onlar Locke'u ve Amerika'nın 'baniler'ini de kendi paradigmalarına uyarlayarak okurlar. Amerikan liberallerinin mülkiyet haklarını diğer sivil haklar kadar hararetle savunmama yönündeki geleneksel eğilimleri bugün şirketlerin sosyal sorumluluğu tartışmaları bağlamında kendisini başka biçimde gösterir. 

Sonuçta Amerikan 'liberalizm'i klasik liberalizme olduğundan daha çok Avrupa sosyal demokrasisine yakın. Bugün Avrupa'da 'Üçüncü Yol' (veya 'Yeni Orta') denilen proje, Avrupa sosyal demokrasisinin özel mülkiyet karşıtı dozu azaltılmış yeni bir anlatımı olduğu kadar, Amerikan siyasi düşüncesindeki 'liberalizm'in 'toplumculuk'la (communitarianism) harmanlanmış türü olarak okunabilir. Kısaca, 'sosyal-liberal' sentezi yeni bir fikir değil. 

Mamafih, bütün bunlar Derviş projesinin Türkiye'de tutulma şansı hakkında pek bir şey söylemiyor. Çünkü Türkiye'de siyasetin yapısını ve siyasal bölünmeleri belirleyen etkenler bu tür 'modern' projelerle ilgili olmaktan çok 'Türk modernleşmesi'nin özgün yapısıyla ilgili. Batı'da olduğundan farklı olarak, Türk siyasetindeki temel gerilim ve ana bölünmeler, esas itibarıyla, 'kamu siyaseti' konusundaki anlayış farklılıklarından doğmuyor; Türkiye'de ana mesele iki asırlık modernleşme maceramızın niteliğidir. Bizde siyasetin yapısını belirleyen, çeşitli kesimlerinin modernleşme projesi karşısında aldıkları veya almaya zorlandıkları tutumlardır. 

Türkiye'nin resmi modernleşme projesinin başlıca iki özelliği bu konuyla ilgilidir. Birincisi, modernleşmenin bir devlet projesi olarak ortaya çıkması, ikincisi ise projenin ana hedefinin hayat tarzı değişimini veya kültürel dönüşümü sağlamak olmasıdır. Resmi 'çağdaşlık' söyleminin temelinde yatan özellikle bu ikinci noktadır. Bu projenin siyasi anlamı, çok kısa olarak, şudur: 

Türkiye'de modernleşmenin devlet projesi olarak yürütülmeye çalışılması devleti alabildiğine güçlendiren ve o ölçüde de sivil toplumun gelişmesini zora sokan bir etken olmuştur. Bunun pratik sonucu, devletin toplumun bir aygıtı olarak değil de nâzımı ve efendisi haline gelmesi, bürokratik tahakkümcülüğün yerleşmesi ve sivil/siyasal özgürlükler üstünde yaygın baskıdır. Modernleşmek adına toplumun geleneksel hayat tarzı ve kültürünü dönüştürmeye yönelmek de bu baskıcı pratikleri pekiştirmeye yaramıştır. Yani, cebri 'çağdaşlaştırma' projesi büyük toplumsal kesimlerin siyasal muhalefetine hem zemin hazırlamış, hem onun meşruluk temelini oluşturmuştur. 

'Kabul' şartları 

Bugün Türkiye siyasetinde rol talep edenlerin toplumdan nasıl karşılık göreceğini belirleyecek en önemli faktör, bu ana gerilim ve onun bugünkü yansımaları karşısında alınan tutumlardır. Resmi modernleşme projesi ve uygulanma tarzına yönelik eleştirel tutum almayanların kendi siyasetlerine yaygın bir toplumsal destek görmelerinin zor olduğunu Türkiye'nin yakın tarihi gösteriyor.

Bundan dolayı, bugün herhangi bir siyasi hareketin topluma sunduğu projenin 'sosyal' yanına (eğer varsa ve o her neyse) toplumun bir ölçüde olumlu cevap vermesi mümkün olmakla beraber, kültürel dönüşüm ve hayat tarzı meselesini dert edinmeyen ve hele bu meselede devletin yanında yer aldığı izleni-mi veren bir hareketin toplumdan göreceği olumlu karşılık onu iktidar yapmaya yetmez. Çünkü, seçmenin sizi değerlendirirken ilk bakacağı 'kimliğiniz', yani -bu bağlamda kimden yana ve kimlerle beraber olduğunuzdur. 

Ayrıca, 'sosyal' olsun olmasın, kimliklerinin tanımında 'liberal' sıfatına yer verenlerin bu ayrışmada devletin yanında yer almaları fikri tutarsızlık olurdu. Çünkü, birçoklarının sandığı gibi, liberal duruşun ayırt edici özelliği, 'çağdaş' veya değil, belli bir hayat tarzından yana olmak (hele onu başkalarına dayatmayı istemek) değil, tam tersine insanların farklı hayat tarzlarını seçmeye veya korumaya hakları olduğunu kabul etmektir. 

Sorunlar 'bağımsız' değil 

Derviş'in veya başkasının, bu temel konuda sessiz kalıp siyasette yol alması imkânsız. Çünkü, elbette son 30-40 yılda seçmenlerin siyasal tutumlarını etkileyen faktörlerde kısmi bir farklılaşma ve çeşitlenme olmuştur. Buna rağmen, Türkiye politikasında bu konuda hâkim olan ana belirleyici hâlâ yukarıda açıklamaya çalıştığım bölünme çizgisidir. 

Dikkatli bir göz, bugün her biri birer bağımsız sorun olarak görünen meselelerin çoğunun aslında bu tarihsel gerilimle ilgili olduğunu kavrayabilir. Evet, 'sosyal' politikalarla dezavantajlı toplumsal kesimlerin, 'liberal' politikalarla da kimi sermaye gruplarının desteği belki bir ölçüde sağlanabilir; ama 'liberal' olmanın, işaret ettiğim bağlamda, toplumdan yana olmak anlamına geldiği Türkiye'de bu noktayı göz ardı eden bir siyasetin toplum tarafından ciddiye alınması ihtimali zayıf. 

Derviş mesela, resmi laiklik politikası hakkında ne düşündüğünü, '28 Şubat'ı nasıl gördüğünü, siyasi partilerin kapatılması meselesine nasıl baktığını ve bugün AKP'yi demokratik siyasetin meşru aktörü saymak istemeyen devlet seçkinleriyle mutabık olup olmadığını vb. açıklamak zorundadır. Bu arada işaret etmek gerekir ki, 'çağdaş çoğunluk' terimi bu sorulara cevap olmak bakımından uygun bir hareket noktası değil. 'Çağdaş çoğunluk'tan başka bir referansı olmayan bir 'sosyal-liberal' sentezin Türkiye'de kendine hatırı sayılır miktarda muhatap bulması zor.

Liberal Düşünce Topluluğu GMK Bulvarı No: 108 / 17 Maltepe, 06570 Ankara, Türkiye, T: + (+90) 312 2316069 – 231 1185, F: + (+90) 312 2308003, info[at]liberal.org.tr
İşbu sitenin tüm hakları saklıdır.Web sitesi içerisindeki resimler, yazılar kaynak gösterilse dahi, izin alınmadan başka web sitelerine, ticari yayınlara aktarılamaz, kopyalanamaz, internet ve web ortamında ya da başka biçimde alenileştirilemez, basılıp çoğaltılamaz. © 2013
Web Tasarım
Sayfa başı